Bölüm 2: Hayatta Kal

event 21 Mart 2026
visibility 22 okuma
person_add Ekleyen: Zorbalanankedi

O nefes kesen birkaç saniyelik anda düşündüm. Sistemin ana görevi başlatması gerekiyordu ancak o sırada bir hata oluştuğunu söylemişti. Bu, işlerin rayından bir şekilde çıktığı anlamına geliyordu. Sonuçta ana görevler reddedilemez ve engellenemezdi. Üstelik henüz hikaye başlar başlamaz beni ölümle tehdit eden bir yan göreve maruz kalıyordum.

Elbette olay örgüsü normalde asla böyle ilerleyemezdi. Henüz daha hikaye başlamadan ana karakterin ölmesi çok aptalca bir senaryo olurdu. Dahası böyle bir durumda ortada hikaye bile kalmazdı, sonuçta ana karakter kendi dünyasının çekirdeğiydi. Öyleyse asıl soru bu 'hataya' sebep olan şeyin benim varlığım olup olmadığıydı.

Ben, bu dünyada var olmaması gereken ve gerçek Arianthé'nin boşluğunu dolduran bir figürdüm. Varlığım olay örgüsünde bu kadar ciddi sapmalar oluşturabilecek kadar güçlü müydü? Sanmıyordum ama nasıl emin olabilirdim?

O anda nedense aklıma sevecen sesi ve soğuk altın rengi gözleriyle beni bir yırtıcı gibi süzen kadın geldi.

"Prenses... Uyuyor musunuz?"

Kapıdan gelen boğuk sesin sahibinin cinsiyetini anlamak zordu. Tepki vermeden önce birkaç saniyem vardı.

[Yan Görev: Hayatta Kal!]

[Ceza: Ölüm]

Bir an aklımdan çılgın bir düşünce geçti. Eğer ölürsem, ana karakterini kaybetmiş bu dünyaya ne olacaktı? Gerçek ana karakter ben değildim. Prenses hala oralarda bir yerde miydi, bedenini geri mi alacaktı? Yoksa benim yerime bu rolü dolduracak başka biri mi bulunacaktı?

Peki ya ben ne olacaktım? Gerçekten ölecek miydim? Kendi dünyama geri mi dönecektim? Belki de çoktan kendi dünyamda ölü bir insandım. Bu soruların cevaplarını öğrenmek için inanılmaz bir dürtü hissettim.

Pekala... Şimdi ölmek için bir sebebim yoktu. Bu yüzden hayatta kalmaya odaklanmalıydım.

Yatağımın baş ucundaki komodinde duran şamdana baktım. Gümüşten yapılmış gibi duruyordu, ne olursa olsun işime yarayacak kadar sağlamdı. Asıl sorun ise bu hasta bedendi. Ağzına iki kaşık yemek süremeden kaç gündür burada ölüm döşeğinde yattığını ben bile bilmiyordum. Dolayısıyla herhangi bir çatışmaya girmesi imkansızdı.

Yine de tedbir almakta fayda vardı. Hızlıca şamdanı kapıp yanıma sakladım.

...

Bir süre sonra kapı uyuyan bir insanı uyandırmamaya çalışır gibi usulca açıldı. Odayı hafifçe aydınlatan ay ışığında, gelen kişinin bir kadın olduğunu siluetinden çözebilmiştim.

Yatağa yaklaşmadan önce düzenli nefes alıp verdiğimden emin oldu. Sanki uyuyup uyumadığımı kontrol ediyordu.

Hayır... Ben öyle sanıyordum.

「Ah, sen o değilsin. Ne kadar ilginç.」

Bu... Bu da neydi böyle? Zihnimi delip geçen bir ses. Sanki bu, kulaklarımdan içeri giren bir ses değil, onun yerine omuriliğimin en dibinden başlayıp beynime doğru kıvrılarak tırmanan buz gibi bir yılandı. Kulaklarım uğuldadı, nefesim kesildi. Bir anda bütün uzuvlarımın hakimiyetini kaybettim. Bütün bedenim görünmez bir ağırlığın altında ezildi, un ufak oldu.

Hayır, hayır! Bunu duymamalıydım! Bunu duymamalıydım! Neden bilmiyordum ama bu, ruhumun derinliklerine kazınmıştı.

Uzaklaş. Kaç.

Öleceğim.

Ellerimle kulaklarımı kapatmak ve nefesimi kesen acıdan dolayı haykırmak istiyordum. Ama yatağında çaresizce yatan taştan bir heykele dönüşmüştüm. Kollarım yanımda iki yabancı ceset gibi ağırlaşmıştı, Açık kalan dudaklarım bir nefes alabilmek için çırpınıyordu.

Kalbim yerinden çıkacaktı. Kalbim parçalanıyordu. Kalbim yerinden çıkıp 'O'nun avucuna düşmeye çalışıyordu.

「Şuna bak. Sadece sesim bile seni ne hale getiriyor.」

Eğleniyordu. Sesinden bariz bir şekilde eğlendiğini anlayabiliyordum. Sesini duymak beni öldürüyordu. Ölüyordum. Taş kesilmiş elim sonunda hareket etmeyi başardığında boğazıma sarıldım. Tek bir nefes alabilmek için kendimi tırmalıyordum. Gözlerimden yaşlar boşanıyordu.

Yavaş yavaş yanıma adımladığında onu gördüm. Hayretle donakaldım. Hayır, bu 'O' değildi, 'O' olamazdı. Önümde dikilen bu kız Arianthé'nin biricik hizmetçisiydi. Adı Lilia olmalıydı. Gözleri bembeyazdı, göz bebekleri yok olmuştu. Bir insan gibi hissettirmiyordu. Bir ceset, bir kukla gibi... Hayır, hayır. Çok daha yüce bir şey.

Elini uzatarak saçlarıma dokunduğunda kaskatı kesilmiş bedenime hapsolmuş gözlerim onu takip etti. Bu hareket şefkatten çok uzaktı, bir an sonra kafamı koparacak gibiydi.

「Onun bedenini paylaşan yabancı bir ruhsun ama hala parçamı taşıyorsun.」

Biraz duraksadı, bir nefes alabilmek için boğazımı tırmalayışımı, can havliyle çırpınışımı izledi.

「O güzel kafanı hemen koparmalı mıyım?」

Ağzımdan boğulur gibi sesler çıktı. Gözlerim kararmaya başlamıştı, belki de gerçekten ölecektim.

Çok yazık. Henüz merak ettiklerimi öğrenememiştim.

Sistemin pembe olması gereken ekranı kırmızıya dönmüş, hata ibaresi üzerinde çılgınlar gibi yanıp sönüyordu.

Tam bilincimi kaybetmek üzereyken başımda gezinen el geri çekildi.

「Tapınağa gel, küçük insan.」

Otoritesine boyun eğmeye mecbur bırakan emirvari ses kaybolduğu anda hissettiğim ağırlık yok oldu. Tekrar nefes alabiliyor ve hareket edebiliyordum. Öğürerek ve öksürerek yattığım yerden fırladım. Midem kasılıyor ve kendimi boşaltmak istiyordu ama zaten içinde hiçbir şey yoktu. Zayıf ve hasta vücudum tir tir titriyordu, soğuk terler döküyordum.

"Aman tanrım! Aman tanrım, prenses! İyi misiniz?!"

Artık kendine gelmiş olan hizmetçi kız telaştan neredeyse aklını kaybetmişti. Eli ayağına dolanarak yardım etmek için bir bana yaklaşıyor sonra yanlış bir şey yapma endişesiyle dokunmaya korkarak uzaklaşıyordu.

Sonra aniden gelen bir farkındalıkla titreyerek geri adım attı. "Doktor... Doktor çağırmalıyım! Hayır, tekrar rahipleri çağırmalıyım!"

Öksürürken titreyen elimle kolunu tutarak uzaklaşmasını engelledim. "İyiyim..." Tuttuğum kolu dünyanın en dehşet verici korkusunu yaşayan biri gibi titriyordu. Belki de yanında her an ölebilecek biri olduğu için korkusu doğaldı.

Nefeslerim gittikçe düzene girmişti ancak boğazım yanıyordu. Sanırım nefes almak için çabalarken çok tırmalamıştım.

Çaresiz kızcağız dizlerinin üzerine çökerek haykırdı. "Aman tanrım, kanıyorsunuz! Olamaz, olamaz... Gerçekten doktor çağırmalıyım."

O zaman elimle ıslak olan yüzümü sildim. Gözyaşları sandığım ıslaklık elimde kızıl leke bıraktı. Pekala, gerçekten kan olmasını beklemiyordum. Ama şaşırtıcı değildi. O anda vücudumdaki bütün kan kendini dışarı pompalamış olsaydı da yadırgamazdım. Gerçekten öleceğimi düşünmüştüm.

"Lilia... Doktor yeni gitti zaten... Öhö öhö.. Ve ben iyiyim," dedim pürüzlü bir sesle. Böyle konuşurken ne kadar inandırıcı olduğumu bilmiyordum. Bu kızın gönüllü olarak mı 'O'nun etkisine girdiğini bilmiyordum. Ne kadarını bildiğini bilmiyordum. Gerçek prenses olmadığımı o da biliyor muydu? Hiçbir şey bilmiyordum.

"Sadece sıradan bir nöbet. Şimdi banyo yapmama yardım eder misin? Kendimi kötü hissediyorum."

İkna edeceğimden emin değildim bu yüzden korkuyla başını salladığında beni daha çok uğraştırmadığına memnun oldum. Hala tereddüt ettiğini görebiliyordum. Sanırım bu duruma çok alışmıştı ve böyle durumlarda doktorun da bir fayda veremediğini bilmenin yenilgisini yaşıyordu.

Onu bekleyerek yüzüne baktığımı görünce afallamış bir ifadeyle, "Evet... Evet, suyunuzu hazırlayayım," dedi. Koşarak odadan ayrıldığını gördüğümde derin bir nefes verdim.

Ay ışığında dahi seçilebilen, avucuma bulaşmış kanıma baktım. 'O' varlık neydi? Tek bakışta benim bu bedende bir yabancı olduğumu anlamıştı. Kesinlikle beni öldürmek istiyordu. Hayır, belki de Arianthé'yi öldürmek istiyordu. Çünkü onun yerinde beni bulmak 'O'nu şaşırtmıştı.

Ama neden? Parçasına dair bir şeylerden bahsettiğini hatırlıyordum. Ama bu parça neydi, hiçbir fikrim yoktu. 'O'nun sahip olduğu ve Arianthé'den geri alması gereken bir şey olduğu barizdi.

Ayrıca bunu öldürmek gibi kolay bir yolu tercih ederek yapacağı da açıktı. Asıl düşündürücü olan, hemen şimdi öldürebileceği halde bunu yapmamasıydı. Zaten bedenim tükenmiş ve zayıftı. Çok çaba sarf etmesine bile gerek yoktu. Belki de bunun belli şartları, koşulları vardı ya da benden bir şeyler istiyordu. Kullanışlı olduğuma karar vermiş olabilirdi. Nihayetinde buradaki varlığımın sırrı şu an onun elinde bir kozdu.

Kimliğine gelince ana karakterin gelişimi için yenilmesi gereken kötü adamlardan biri olmadığı belliydi. Bunun için çok güçlüydü, aksine bu dünyanın tanrısı olduğuna inanmak bile daha kolaydı. Öyle olsa dahi daha senaryo başlamamıştı. Senaryo başlamadan ana karakteri öldürmek isteyecek kişi kim olabilirdi? Gerçek olay örgüsünde böyle bir sahne yaşansaydı hikaye daha başlamadan biterdi.

Ayrıca sistem hata verdiğine göre yaşanan, 'var olmaması gereken' etkenlerden biriydi. Gerçek olay örgüsüne dahil değildi. Tıpkı benim gibi.

Ama asıl istediği kişi Arianthé'ydi. Ben değildim. Burada bir zıtlık vardı. Buna göre asıl olay örgüsünde ortaya çıkmalı, bir sistem arızası sayılan bana gelmemeliydi. Demek ki asıl senaryoda bu durumun meydana gelmesini engelleyen bir şey vardı ve benim gelişim planları bozmuştu.

'O' ortaya çıktığından beri kırmızı ışıkla yanıp sönen sistem erkanına baktım.

[Bir hata tespit edildi! Sistem yeniden başlatılıyor...]

Yükleme ekranı, tekrar başlayana kadar belli bir süre beklemem gerektiğini gösteriyordu. Yorganı üstümden atarak ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. Geceliğim yukarı doğru sıyrılmıştı ve bacaklarım çıplaktı.

Tam da ölmek üzere olan bir hastanın giyeceği bir şeye benziyordu. Prenses olmak zor olmalıydı.

Ayağa kalkmaya çalıştım ancak ayaklarım beni taşıyamıyordu. Vücudum hala yaşadıklarımın etkisiyle hafifçe titriyordu. Bu yüzden yerimden kalkmadan bir süre kızı bekledim.

Belki de sözümü dinlemeden doktoru çağırmaya gitmişti. Öyleyse durum çok zahmetli bir hal alacaktı, bu ne doktora anlatabileceğim ne de onun anlayabileceği bir durumdu. Rahiplerden bahsetmek istemiyordum bile. Kutsal su banyosuna ihtiyacım yoktu. Derken tekrar içeri giren ürkek kızı gördüm.

Ele geçirildiği zaman ne gördüğünü merak ediyordum. Uyuyor muydu, hiçbir şey hissetmemiş miydi? Yoksa hatırladığı bir şeyler var mıydı? En başta nasıl ele geçirilmişti? 'O'na mı hizmet ediyordu? En önemlisi kim olduğumu biliyor muydu?

 

Eğer 'O'na hizmet ediyorsa bir süreliğine yaşamama izin verildiği için kızın da bana zarar vermeyeceğini varsayıyordum. Gerçi vermek istese de kendimi pek savunabilecek gibi değildim. Alayla güldüm. Ölen birini aşk peşinde koşturmak nasıl bir senaryoydu böyle?

"İzninizle prenses." Ayaklarıma yumuşacık terlikler giydiren kız koluma girerek ona yaslanmamı sağladı ve beni yatak odasının içinden bir kapıyla geçilen banyoya yönlendirdi. Bir yağ lambasıyla loş bir şekilde aydınlatılmış banyo, sıcak suyun buharı ve yakılan hoş bir tütsünün güzel kokusuyla doluydu.

"Lilia."

"Buyurun, prenses." Kızın sesi bariz bir endişeyle çıkıyordu. Tabi bu endişe de usta bir yalancının maskesinden ibaret de olabilirdi.

"Ben 'nöbet' geçirirken sesimi duyarak mı geldin?"

Sanki en başından beri onun orada olduğundan, sebebin o olduğundan haberim yokmuş gibi sordum. Dikkatle yüzünü inceliyordum. Düşünürken bir an gözleri donuklaştı.

"Ben... Kıyafetlerinizi değiştirmenize yardım etmek için gelmiştim," dedi tereddütle. Kaşları çatıktı, sanki aklı karışmış gibiydi.

Üstüne gitmedim. Şimdilik bu kadarı yeterliydi, başımı sallayarak sorularımın bu kadar olduğunu gösterdim. Dalgın bir şekilde el çabukluğu ile işini yapmaya döndü.

Elinden geldiğince gereksiz bakışlardan kaçınarak terden vücuduma yapışmış geceliğimi çıkarmama ve köpüklü, hoş kokulu suya girmeme yardım etti.

Sıcak su neredeyse bütün gerginliğimi ve ağrılarımı almıştı. Mayışmış bir halde beni yıkamasına izin verdim. Gümüş rengi uzun saçlarımı su ile ıslatıp beni nazikçe yıkarken ben de bir deri bir kemik kalmış bu bedeni izliyordum. Hiçbir zerresi bana ait olmayan bedeni.

Saçımı köpükleyen Lilia'ya göz ucuyla baktım. Topuz yaptığı kızıl saçları, yeşil gözleriyle herkesin sevimli bulacağı bir kızdı. Yüzüme dokundum, sonra gözlerimi kapatarak başımı küvetin kenarına yasladım.

Bana ait olan beden neye benziyordu peki? Ben neye benziyordum? Kim olduğumu çoktan unutmuştum.

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: