Bölüm 3: Ana Görev #1

event 22 Mart 2026
visibility 19 okuma
person_add Ekleyen: Zorbalanankedi

"Biraz hava almak istiyorum Lilia. Kısa bir yürüyüş yapabiliriz," dedim olabildiğince sakin bir sesle. Uzun bir süredir onu ikna etmeye çalışıyordum ve çok sabrım kalmamıştı. Üstelik ikna etmek için harcadığım onca çabadan sonra bile bu fikir hala hoşuna gitmiyordu. Bir sorun çıksın istemediğim için konuşarak bu meseleyi halledebilmeyi umuyordum. Hasta prensesin odasında öfke nöbetleri geçirdiği dedikodusunun yayılmasını istemezdim. Böyle bir durum sadece başımı ağrıtırdı.

"Ama prenses, kendinizi yormamalısınız. Daha son nöbetinizin üzerinden sadece birkaç gün geçti." O gecenin anıları aklına geldiğinde bozuk bir şey yemiş gibi beti benzi attı.

Aşırı korumacı ve hassas davranıyordu. Sanki hastalığımın sözünün bile geçmesi onu tarif edilemez bir huzursuzluğa boğuyordu. En azından dışarıdan gözüken buydu, gerçekten hislerinde samimi olduğunu sanmıyordum.

Arianthé'nin krallığından getirdiği, her zaman yanında olan en sıcakkanlı hizmetçisiydi. Yıllardır beraber olduklarından sadakati doğaldı. Ancak Arianthé'nin anılarının tamamına sahip değildim, bu aşırılığının nedeni benim için bir muammaydı.

O geceden sonra onu ne sorgulamış ne de şüphelendiğimi gösteren herhangi bir imada bulunmuştum. O da gayet doğal ve her zamanki gibi davranmıştı, gözlerim sürekli üzerindeydi ama tuhaf bir hareketine rastlamamıştım.

Böylece ölümle iki kez burun buruna geldiğim ve bu yabancı dünyada uyandığım ilk geceden beri üç gün geçmişti. İlk başta ciddiyetini çok anlayamasam da üst üste gelen ataklar bu bedeni cidden çok tüketmişti. Senaryo başlamadan önce biraz etrafı gözlemlemek istiyordum ama günlerdir yataktan kalkamamıştım.

Ürkek doktor bu süreç içinde bir kere gelip beni kontrol etmiş ve ilaçlar vermişti. Geçen seferki gibi kaçarcasına ayrılmadan önce, afallamış bir halde iyileşme hızımın inanılmaz olduğunu söyledi. Bana göre durum ne kadar berbat gözükse de sanırım son zamanlarda Arianthé'nin son zamanlardaki en sağlıklı hâlindeydim. Sonuçta ben uyandığımda neredeyse ölüyordu.

Lilia'dan İmparatorluk Tapınağı'nın Azizesi olduğunu öğrendiğim altın gözlü peçeli kadın, beni kontrol etmek için tekrar geleceğini söylemesine rağmen gelmemişti. Bana olan ilgisini kaybetmesini tercih ederdim. Onun hakkında iyi hislerim yoktu, onun da benimle ne derdi olduğunu henüz bilmiyordum. Dolayısıyla şimdilik başıma ne kadar az bela alırsam o kadar iyiydi. Zaten başımda daha büyük bir tehdit vardı.

'O' da tekrar görünmemişti. Tapınağa gelmemi emrettiğinde hemen ertesi gün beni orada bulmazsa emrine itaatsizlik ettiğim için başımı uçurmaya geleceğini düşünmüştüm ama görünüşe göre yanılmıştım. İsteği uzun bir vadeyi kapsıyor olabilirdi. Ya da... Tahminlerimden emin değildim. Daha 'O'nun kim olduğunu bile bilmiyordum.

Ölmesi an meselesi olan birinin bir yerlere gitmek istemesi çok göze batacağı için zaten istesem de yapamazdım. Bahçede hava almama bile izin verilmiyordu. Ancak eninde sonunda oraya gitmeliydim. Gitmek zorundaydım.

Sadece 'O' istediği için değil, benim de ondan almak istediğim cevaplar vardı. Tek bakışta ruhumun bu bedene yabancı olduğunu anlamıştı. Diğer sorularımın cevabını da biliyor olabilirdi. Üstelik onun da benden istediği bir şey vardı. Ortak bir noktada buluşabilmeyi umuyordum.

Yatağımda otururken Lilia'nın manzarayı görebilmem için perdelerini açtığı pencereye dalgın dalgın baktım. Sonbahar havası gelmiş, bütün ağaçlar renkli bir turuncuya bürünmüştü. Ölmeye ve solup gitmeye başlamalarına rağmen bu kadar güzel bir manzara sunmaları ne kadar ironikti.

O sırada beklediğim o sesi sonunda duydum.

[Sistem yeniden başlatılıyor... Sistem aktif.]

Birkaç gündür başlatma ekranında takılı kalmış olan sistem penceresi, Lilia da dahil olmak üzere birkaç hizmetçinin yüzlerinin önünde dursa dahi kesinlikle göremediklerinden emin olmuştum. Böylece göremediklerine dair yaptığım tahminim doğrulanmıştı.

Sistemin kendini yenilemesi ve tekrar açılması tam olarak üç gün sürmüştü. 'Beklenmedik bir etkenin' sisteme bu kadar hasar vermesine şaşırmıştım. Yeniden başlamasının daha kısa süreceğini düşünmüştüm ama öyle olmamıştı.

[Prensesin Lanetin Durumu: Son Derece Kritik]

[Kalan Ömür: 339 gün]

[Ana Görevin başlatılması için gerekli koşullar yerine getirildi.]

[Ana Görev #1 Ruh Eşini Ara]

Küçük ve huzursuz edici bir ayrıntı gözüme takılır takılmaz kaşlarım çatıldı. Sistem ilk bilgilendirme yaptığında kalan günlerin sayısının 347 olduğunu söylemişti. Ama aradan üç gün geçmiş olsa bile sayı uyuşmuyordu. Bir anda günlerin azalmasının sebebi neydi?

Cevabın çok açık olduğunu hissediyordum. Sistem 'O'nun varlığı ile aynı anda bulunamıyordu. Üstelik beş dakika bile sürmeyecek kısa bir karşılaşmadan sonra üç gün boyunca kullanılamaz hale gelmiş, ana senaryonun girişini geciktirme pahasına da olsa kendini yenilemek zorunda kalmıştı.

Öyleyse günlerimin azalmasının sebebi de 'O'nun varlığı olabilir miydi? Laneti güçlendiren bir etkisi mi vardı? Eğer bunu yapabilmek onun elindeyse yapmaktan çekinmeyeceğini düşünüyordum. Sonuçta can çekişmemi izlerken gayet zevk alıyordu.

Ama lanetin ağırlaşması veya durumunun değişmesi, ana görevin tamamlanmadığı senaryolarda bir ceza da olabiliyordu. Yani sistemin, kurgunun dışına çıktığım için beni cezalandırma ihtimali olabilir miydi? Yoksa sadece bir tesadüf, basit bir hata mıydı?

Tesadüf diye bir şeye inanmazdım.

[Ana Görev #1 Ruh Eşini Ara]

[Kylessa Krallığı, günbegün solan tek varisi Prenses Arianthé’yi kurtarabilmek için sonunda çaresiz bir karar aldı. Denizlerin ötesinde hüküm süren Aethelgard İmparatorluğu ile gizli bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmanın bedeli olarak prenses, siyasi bir misafir sıfatıyla yabancı topraklara gönderildi.]

[Bu yolculuk, yalnızca iki ülke arasında kurulan kırılgan bir bağ değil, aynı zamanda prensesin hayatta kalabilmesi için son umuttu.]

[Uzun ve yorucu yolculuk, zaten narin olan bedenini daha da tüketti. Dalgaların arasında geçen her gece biraz daha soldu. Yanında bulunan hekimler ellerinden geleni yapsa da, imparatorluk kıyılarına vardığında Arianthé artık ölümün eşiğindeydi.]

[Tapınağa götürülmesi planlanırken, İmparatoriçe onu sarayına aldırdı.]

[Yabancı bir ülkenin kalbinde, altın ve mermerle örülmüş o görkemli duvarların ardında, prenses için hazırlanan odada hayatla ölüm arasındaki o ince çizgiye tutundu. Rahipler saraya çağrıldı, dualar orada okundu, imparatorluğun en yetkin hekimleri prenses için seferber edildi.]

[Yine de hiçbir çaba, kaderin çok önceden çizdiği o sınırı aşmaya yetmiyordu.]

[Kimsenin bilmediği bir şey vardı.]

[Prensesi yavaş yavaş tüketen o karanlık yazgıyı sona erdirebilecek tek kişi… Tam da prensesin çaresizlikle sığındığı bu imparatorlukta, hiç bilmediği bir yerde nefes alıyordu.]

[Ve şimdi, kehanetin gerçekleşmesi için gereken tek bir şey kalmıştı.]

[Onu bulmak.]

Gözlerim akıp giden harfler üzerinde gezinirken bir şeylerin doğru olmadığı hissinin verdiği huzursuzluktan kurtulamıyordum. Ana senaryonun girişi böyle olmalıydı, yani ben uyanmadan önce Arianthé'nin yaşadığı süreç. Ama gerçekten öyle miydi? Bir uyumsuzluk vardı.

[Tapınağa götürülmesi planlanırken, İmparatoriçe onu sarayına aldırdı.]

Tekrar tekrar okurken bu satırlar üzerinde durdum. Sistem Arianthé'nin tapınağa hiç gitmediğinden, İmparatoriçenin onu hemen sarayında ağırladığından bahsediyordu. Bu anlatılan, sistemin kopamadığı orijinal kurgu olmalıydı. Benim gelişimle yaşanmaması gereken olaylardan biri de buydu.

Belki de 'O'nun Arianthé'ye ulaşamaması ve bana gelmesinin sebebi buydu. Çünkü gerçek Arianthé hiç tapınakta bulunmamıştı. Ama buradaki değişkenin ben olduğuna emin miydik?

Gözlerimi açtığımda imparatorluk sarayındaydım. Bu dünyaya geldiğim ilk anın o olduğunu sanıyordum. Eğer bu dünyaya gelişim imparatorluk sarayında başlıyorsa değişkenin yaşanmasının sebebi ben olamazdım. Yanılıyor olabilir miydim?

[Ana Görevlerin başarıyla tamamlanması lanetin ilerlemesini durdurabilir veya geciktirebilir. Aynı zamanda lanetin tamamen kaldırılabilmesi için gereken şartları sağlar.]

[Ana Görevlerin yerine getirilmemesi, lanetin durumunun ağırlaşmasını da içeren çeşitli cezaları tetikleyebilir.]

[Ama Görevler reddedilemez.]

[Ana Görev #1 Hakkında Bilgiler]

[Prensesin Ruh Eşi, lanetin tamamen kalkmasını ve özgür kalmasını sağlayacak kişidir. Ruh Eşini bulmak prensesin hayatta kalmasının tek yoludur.]

Bunu zorlaştırmak için bir şey yapacaklarını hissediyordum. Sadece bu kadar olsa senaryoyu tamamlamak kolay olurdu.

[Ama prensesin ruhunu yaralamış olan laneti, ruh eşi ile karşılaştığı zaman prensesin onu tanımasını engellemektedir. Prensesin bundan emin olmasının tek yolu, o kişi ile olan bağlarını ve uyumunu güçlendirmektir. Böylece ruh eşinin kimliğini kesin olarak saptayabilir.]

[Sistem size, ruh eşiniz olma ihtimali olan adaylara yaklaştığınız zamanlarda bunu gösteren bir işaret ile rehberlik edecektir. Bu adayların prensesin aradığı kişi olup olmadığından emin olmanın tek yolu adaylarla bağ kurarak uyumluluk yüzdenizi arttırmaktır.]

[Sadece prensesin gerçek ruh eşi olan kişinin uyumluluk yüzdesi, %80 eşiğini aşabilir. Bu, prensesin ruh eşinin kimliğinden emin olmasını sağlayacak en önemli şeydir. Sistem sizi uyumunuzun yüzdesi hakkında bilgilendirecektir.]

Önüme çıkacak kaç aday olacağını bilmesem de sayısının birden fazla olacağı kesindi. Yüzdenin bağ kurmak gibi şeylerle artacaktı ama ne olursa olsun %80'e ulaşmak hiç de kolay olmayacaktı. Bu oldukça yüksek bir sayıydı. Üstelik bunu birden fazla kişiyle tekrar etmem gerekiyordu. Görünüşe göre sadece bir romantizm değil, aynı zamanda bir ters harem romanına düşmüştüm.

[Sistem, senaryonun gidişatı doğrultusunda size ruh eşi adaylarınızla bağ kurmanızı sağlamak için ana görevler ve yan görevler atayacaktır.]

[Ana görevler, reddedilemez.]

[Prenses, başarıyla ana görevleri tamamlaması durumunda görevin zorluğuna göre değeri artan veya azalan, senaryoyu tamamlamasına yardımcı olacak çeşitli ödüller kazanacaktır. Ana görevlerin verilen süre içinde tamamlanmaması ceza gerektirir.]

[Yan görevler, prensesin arzusuna bağlı olarak reddedilebilir. Ancak yerine getirmek size sürpriz ödüller kazandırabilir. Yan görevleri reddetmeniz bir ceza gerektirmez.]

Bir gece yarısı gelen, bana seçim şansı bırakmayan, cezası ölüm olan ve sistemi bozan o yan görev aklıma geldi. Hiç tapınağa gitmemesi gereken gerçek Arianthé'yi düşündüm.

Sonra yorgun bir iç çektim. Ben ana karakter değildim. Bu dünyanın kahramanı, kurtarıcısı veya hiçbir şeyi değildim. Arianthé'nin aksine bu dünyanın merkezi değildim. Olmak da istemiyordum. Bütün bunlarla uğraşmak için hiçbir nedenim yoktu. Romanın doğru sona ulaşması için bir grup adamla uğraşarak ve bağ kurmak adı altında flörtleşerek zahmete girmem için hiçbir sebebim yoktu.

Peki yapmazsam, sistemin istediği gibi senaryoyu tamamlamazsam ne olurdu? Ölürdüm. Hemen ölmesem bile bu bedende yaşayabileceğim günlerin sınırları vardı ve bu keskin sınırlar, ama görevleri tamamlamadığım sürece acı vererek daralacaktı.

Ölürsem sadece ben mi etkilenecektim? Bu dünya resetlenecek miydi? Bu dünyaya ne olacaktı? Arianthé'ye ne olacaktı? Bunlar benim için cevapları, sürpriz bir kutunun içinde saklanan sorulardı.

Basit ve sade bir soruydu; neden yaşamalı ve bu senaryoyu doğru sona ulaştırmak için ter dökmeliydim? Bir kurgunun içinde olduğumdan ölümün de gerçek etkileri olmadığını varsaymak mantıklıydı, bu yüzden ölümüm sorun yaratmazdı. Aksi olsa ve gerçekten beni öldürse bile bundan korkmuyordum. Sonuçta kimliğini, amacını, anılarını hatırlayamayan boş bir ruhtum. Yapmak istemediğim bir şeyi yapmaya beni kim zorlayabilirdi?

Boş gözlerle pencereden dışarı baktım. Rüzgar, yaprakları istediği yöne doğru savuruyordu.

Ah, evet... Şu ana kadar gözden kaçırdığım bir şeyi hatırladım. Senaryoyu doğru sona ulaştırmak zorunda değildim, ben bu hikayeye ayak bastığımdan beri zaten her şey yolundan çıkmıştı.

[Tapınağa götürülmesi planlanırken, İmparatoriçe onu sarayına aldırdı.]

Belki de bu senaryonun çöküşü ben daha gelmeden kurgulanmıştı.

「O güzel kafanı hemen koparmalı mıyım?」

Bu yüzden ölmeyecektim, çünkü eğleniyordum. Önümde eğlenmek için bir fırsatım vardı, sıkılana kadar bu oyunu oynamayı sürdürecektim.

Bir bildirim sesi duyuldu ve pembe işlemelerle süslenmiş başka küçük bir ekran belirdi.

[Ana Görev #1 Ruh Eşini Ara]

[Sarayda bulunan ruh eşi adaylarını bul!]

[Ödül: Ruh eşi adaylarının konumlarını yaklaşık olarak hissetmeni sağlayan bir pusula.]

[Süre: 20 saat]

[Sistem başarılar diler.]

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: