“AAAAHHHHHH!!!”
Angela çığlık attı. Gill’in elindeki alevler büyüdükçe, çaresizce onu durdurmanın yollarını aradı. Ancak her şey nafileydi.
“Siktir!” Fei, elinde tuttuğu miğferle saldırıyı engellemeye çalışmaktan başka bir şey yapamadı.
Güm! Ateş topu miğferle çarpıştı, bir kıvılcım ve duman patlamasına neden oldu. Miğfer kor gibi kızarmış ve erimeye başlayarak etrafa saçılmıştı.
“Cısssss..................” Fei yanık et kokusunu aldı.
Erimekte olan metal miğferi elinden atmak için acele etti. Elinden geldiğince hızlı hareket etse de avucunun içindeki deri tabakası çoktan yanıp kavrulmuştu.
Ateş topu enerjisini tüketmiş gibi görünüyor, tıslıyor ve sonunda sönüyordu.
Fei’nin rahatlamaya vakti yoktu, çünkü Gill’in elinde hemen başka bir ateş topunun oluştuğunu gördü.
Gill’in terli yüzünden anlaşıldığı üzere, Fei’nin işini bu sefer bitirmek için aşırı derecede konsantre olduğu belliydi.
Bu sefer Fei’nin kendini savunacak hiçbir şeyi yoktu.
“Bu hiç adil değil!” diye bağırdı Fei. “Seni bir güreş maçına davet ediyorum! Ailen sana ateşle oynayan çocukların gece altına işeyeceğini öğretmedi mi!?”
“Ne??” Angela ve Emma şaşkınlıktan dona kalmıştı. “Böyle bir deyim ne zamandan beri vardı?”
“Görünüşe göre Alexander hala bir aptal,” diye düşündü ikisi de hayal kırıklığıyla.
Ancak fark etmedikleri şey, Fei’nin yavaşça yatağın diğer tarafına geçtiği ve surlarda giydiği göğüs zırhını almayı başardığıydı. Gill’e doğru yavaşça yaklaşırken zırhı arkasına sakladı.
“Hele bir bekle! Menzilime girdiğinde sana ailenin yerine güzel bir ders vereceğim!” Fei aralarındaki mesafeyi hesaplıyor ve Gill’le başa çıkmak için bazı sinsi ve kirli taktikler kullanmaya hazırlanıyordu.
Ama —
“Kendi ananın amına işe!”
Gill öfkeliydi, “saygın bir büyücünün” gazabını dizginlemeyecekti. Yaptıklarından dolayı bu “geri zekalı kralı” cezalandırmaya karar vermişti.
“Huu—”
İkinci ateş topu Fei’ye doğru fırlatıldı.
Angela hızlı tepki verdi. Korkudan yüzü kireç gibi olsa da ateş topunu bedeniyle engelleyerek Fei’yi kurtarmaya karar verdi.
Angela’nın aniden Fei’nin önünde belirdiğini gören Gill şoka girdi ve ateş topunu geri çekmeye çalıştı. Ancak artık çok geçti.
Fei hemen tepki verdi, “Hasiktir!”. Düşünmeden Angela’nın omzundan tuttu ve vücudunu döndürerek kızı göğsüne bastırdı. Isının sırtını kavurduğunu hissetti.
“Siktir! Öleceğim!!”
Tam o anda,
“Pat– !”
Nereden geldiği belli olmayan devasa bir el ateş topunu havada yakaladı. Yayılan aşırı ısıya tamamen kayıtsız kalarak elini hafifçe sıktı. Metal bir miğferi eritebilecek olan ateş topunun sıcak bir yaz günündeki dondurma gibi sönüp gidişini Fei kocaman açılmış gözlerle izledi.
Fei, Angela’yı bırakırken umutları yeniden yeşermişti.
“Bir usta!” diye düşündü.
Aynı zamanda Gill’in yüzü donup kaldı. Sarayda beliren adama bakarken yüzü undan bile daha beyaz bir hale gelmiş, vücudu kontrolsüzce titremeye başlamıştı.
Kedi görmüş bir fare gibi olan Gill, o kadar korkmuştu ki sesi bambaşka bir tona büründü: “Bay Lam–lam–lampard, s–s–siz neden buradasınız? B–b–ben–”
Gill, kendini açıklamaya çalışırken deli gibi terlemeye başladı.
Bu “Bay Lampard” Gill’e bakmadı bile. Arkasını dönüp Angela’ya saygıyla hafifçe selam verdi ve sonra soğuk bir tavırla Fei’ye bakarak, “Majesteleri Alexander,” dedi.
Fei bu “Usta”ya yakından bir göz attı.
Karşısında yaklaşık 1.95 boyunda, yakışıklı bir beyaz adam duruyordu. Saçları o kadar kırmızı ve canlıydı ki, yanan bir aslan yelesini andırıyordu.
En çok dikkat çeken şey ise sırtında taşıdığı yaklaşık 1.5 metre uzunluğundaki devasa kılıçtı. Kömür kadar siyahtı ve yaklaşık 90 kilogram ağırlığında görünüyordu.
Fei’nin kafasını karıştıran şey ise bu “usta” güçlü olmasına rağmen yüzünün biraz solgun olmasıydı. Fei, onun kuşatma sırasında yaralanmış olabileceğini tahmin etti.
Fei ayrıca tuhaf bir şey hissetti. Lampard onu kurtarmıştı ama ona karşı pek de dostça davranmıyordu. Bakışlarında biraz üzüntü ve umutsuzluk seziyordu. Onun gerçekte kim olduğunu bilmediği için Fei sadece başıyla selam verdi.
“Bay Lam–Lampard, gidebilir miyim?” Gill aşırı derecede korkmuştu.
Lampard ona bakmadı bile: “Gitmek mi? Krala karşı sergilediğin bu saldırgan tutumun bir açıklamasını yapmayacak mısın?”
“Ah, açıklama mı? Şey... biliyorsunuz... sadece şaka yapıyordum. Evet! Şaka! Onunla birlikte büyüdüğümüzü biliyorsunuz, değil mi? Sadece büyümü düzgün kontrol edemedim. Ben sadece acemi bir büyücüyüm, henüz bir yıldız rütbesinde bile değilim..”
Gill hızla bir bahane bulmuştu.
O kadar akıcı bir şekilde atıp tutuyordu ki, söylediği şeye neredeyse kendisi bile inanacaktı.
Bahaneler uydururken Lampard’dan ensesinde bıçak kadar keskin, soğuk bir bakış hissetti. Bu adamın onu bir karınca gibi kolayca öldürebileceğini biliyordu. Bir şey söylemeye devam etmekten korktuğu için ağzını kapattı ve mahcup bir şekilde gülümsedi.
Lampard’ın yüzünde iğrenmiş bir ifade vardı.
Elinin yumruk yaptı ve saraydaki herkes görünmez bir baskı hissetti.
Ama Lampard’ın yüzü bir şey düşündüğünü belli ediyordu. Biraz tereddüt etti; sonra avucunu tekrar açtı ve baskı kayboldu. “Defol git buradan! Bir dahası olmayacak!” dedi Lampard, sanki bir sineği kovuyormuş gibi.
“Tamam tamam tamam..” Gill, idam cezası almışken affedilen bir mahkum gibi rahatlamıştı. Hızla nefes verdi ve kılıç taşıyan uzun boylu adama eğilerek selam verdi.
“Dur!”
Gill tam buradan ayrılmaya hazırlanırken Fei aniden onu durdurdu.
Gill, Lampard’a baktı ama yaşlı adam tek kelime etmedi. Durup Fei’nin ne söyleyeceğini dinlemek zorundaydı.
Fei, Gill’e gittikçe yaklaşırken yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi.
Elinidostça Gill’in omzuna koydu. Herkes, bu samimiyetinden dolayı kralın Gill’i teselli edecek bir şeyler söyleyeceğini düşündü.
Ancak-
Hiçbir şey söylemedi ve Gill’in suratına deli gibi tokat atmaya başladı. “Bir daha sakın yapma! Bir daha sakın bunu yapma amına koduğum!” diye bağırarak tokatlamaya devam etti.
“Şak – Şak – Şak – Şak —”
Tokat sesleri neredeyse bir senfoni oluşturuyordu.
Fei’nin bu hareketi Angela ve Emma’yı bir kez daha şoka soktu. “Soğuk” yüzlü Lampard bile bu duruma şaşırmıştı.
“Bu vahşi ve çılgın adam kral mı? Bu gerçekten aptal kral Alexander mı?”
Zavallı Gill ne yapacağını bilemiyordu. Lampard’ın ortaya çıkışı onu yeteneklerini kullanamayacak kadar korkutmuştu ve şimdi Fei’nin saldırısına karşı kendini savunmaya bile korkuyordu.
Fei intikamını alırken Gill yaptığına pişman olmuştu. “Alexander’ın bir okla vurulduktan sonra bu kadar haysiyetsizleşeceğini bilseydim, buraya asla gelmezdim!” diye içinden ağladı.
Fei sonunda eli uyuşunca durdu.
Gill, bir fahişe gibi sızlanmayı bırakınca kabusunun bittiğini sandı.
Fei’nin ellerini ovuşturup Gill’in tam hayalarına tekme atacağını kim bilebilirdi? Gill acıyla çığlık attı. Vücudu hızla tepki vererek kızarmış bir karides şeklini aldı. Belini büktü ve cehennemden kaçıyormuş gibi umutsuzca saraydan dışarı emeklemeye başladı.
Nihayet dersini almıştı ve bu kaçık kralı bir daha asla görmek istemiyordu.
“Bu sefer yırttın!” diye bağırdı Fei, Gill’in arkasından.
O basit bir adamdı. Hiçbir aşağılanmayı sineye çekip hiçbir şey olmamış gibi davranmayacaktı. İntikamını anında almak istiyordu.
Öfkesini Gill’den çıkardıktan sonra kendini çok daha iyi hissetti.
Fei arkasını döndüğünde Angela, Emma ve Lampard’ın yüzündeki şok olmuş ifadeleri gördü. Ona sanki bilinmeyen bir canavarmış gibi bakıyorlardı.
“Siktir! Çok mu ileri gittim?” diye düşündü Fei.
“Oh! Başım dönüyor, bayılıyorum!” diyerek kendini yere bıraktı.
Yüzünde hala tokat izi olan Angela ve Emma telaşlandı, ok yarasının nüksettiğini sandılar. Onu yatağa taşıdılar.
Lampard Fei’ye baktı. Fei’nin berbat oyunculuğundan şüphelenmişti ama bir şey söylemedi. Angela’ya Fei’nin ok yarasını sordu, hem Angela’yı hem de Emma’yı biraz teselli etti ve aklında bir sürü soru işaretiyle oradan ayrıldı.
“Majesteleri, düşmanlar hala kuşatmayı sürdürüyor, görünüşe göre askerleriniz daha fazla dayanamayacak.” Lampard ayrılmadan önce söylediği son şey buydu.
Angela ve Emma bir süre onun başında beklediler. Fei’nin uyanacağına dair bir işaret göremeyince Angela, Emma’yı yüzündeki yaranın tedavisi için rahibe götürdü.
...
Sarayda sadece Fei kaldığında, sakinleşti ve tüm bu durumu düşünmeye başladı.
Belli ki başka bir evrendeydi.
Sadece Angela ve Emma değil, o et yığını kılıklı büyücünün büyüsü ve o gizemli yaşlı ustanın güçlü yetenekleri de bunu kanıtlamıştı.
Fei fakir bir lisansüstü öğrencisiydi. Bir yetimhanede büyümüştü. Üniversite için çok fazla borca girdiği ama ödeyecek bir iş bulamadığı için umutsuz bir durumdaydı. Bunları düşündükten sonra Fei, başka bir evrende kral olmanın o kadar da kötü bir şey olmadığı sonucuna vardı.
“Bir kral olarak, muhtemelen istediğim her şeyi yapabilirim!” diye düşündü. Güçlerini kullanmak için sabırsızlanıyordu.
Durumunu kafasında netleştirmeye başladı.
“Görünüşe göre apartmanıma dönerken parlak bir disk gibi bir şey çarptı bana. Muhtemelen orada öldüm ama her nasılsa ruhum bu evrene geldi ve bu Alexander’ın vücuduna girdi.”
Olan bitenden yola çıkarak Fei, bu genç kralın sadece 3 yaşında bir çocuğun zekasına sahip olduğunu anlamıştı. Bir önceki krala ne olduğunu bilmiyordu ama taht bu Alexander tarafından alınmıştı. Belli ki tüm bakanlar bu genç krala karşıydı.
Fei bir okla vurulduğunu ve sonra bu yatakta uyandığını hatırladı.
“Muhtemelen surlardayken ruhum bu bedeni yeni ele geçirmişti. ‘Orijinal’ Alexander’ın nereye gittiğinden emin değilim ama artık yeni Alexander benim!”
Orijinal Kral Alexander gerçekten bir aptaldı.
Fei onun vücudunu ele geçirmiş ve anılarını da kesinlikle devralmıştı. Elindeki tek şey, bu krallıkta konuşulan dil ve bu vücudun önceki sahibinin sahip olduğu bazı basit hobiler gibi temel bilgilerdi. Bunun dışında Fei, bu krallığın ne kadar büyük olduğu ve diğer her şeyin nasıl işlediği hakkında hiçbir fikre sahip değildi. Sadece bu dünyaya ilk kez uyandıktan sonra nişanlısı Angela’yı tanımıştı; Gill ve Lampard hakkında hiçbir hatırası yoktu.
“Tanrıya şükür bu adam geri zekalıydı, bundan sonra onu taklit ettiğimde kimse farklı biri olduğumu anlayamaz.” Fei çenesine dokundu ve başıyla onayladı.
Ama aniden başka bir şey hatırladı. “Lampard gitmeden önce, düşmanların kaleyi kuşattığından ve askerlerin daha fazla savunamayacağından bahsetmişti!”
“Lanet olsun!”
Fei neredeyse yataktan fırlayacaktı. “Kral olduktan hemen sonra köle mi olacağım?”
Hayatta kalma baskısı ve gerçeklik Fei’yi korkuttu.
“Belki de eşyalarımı toplayıp buradan gizlice kaçmalıyım? Siktir! Düşmanlar kaleyi çoktan kuşatmışken nasıl gizlice çıkabilirim ki? ‘Usta’ Lampard onları öldürebilir mi? Dur bir dakika, o sadece tek bir adam, bir orduya karşı nasıl durabilir? Ayrıca, düşmanların da muhtemelen ‘ustaları’ vardır!”
Fei bu durumdan nasıl kurtulacağı hakkında hiçbir fikre sahip değildi.
Dünyadayken o sadece bir öğrenciydi. Ne askeri ne de dövüş konusunda bir yeteneği vardı. Yapabildiği en iyi şey bardaki sarhoş bir adamla uğraşmaktı. Ondan bir orduya liderlik etmesini isterseniz, tam metal bir zırhı giyecek gücü bile yoktu.
Fei öfkeliydi. “Neden dünyadaki sıradan hayatıma devam edemiyorum ki, artık kral falan olmak istemiyorum!”
Tam o anda —
“Oyuncu bilgileri toplanıyor... %20... %50... %88... %100. Oyun sistemi kurulumu başlatıldı... Beyin kapasitesi taranıyor... Gereksinim karşılandı... Kuruluyor...”
Nereden geldiği belli olmayan gizemli, mekanik bir ses duyuldu.
Fei neredeyse korkudan ölecekti.
Bu ses doğrudan zihninde belirmişti.
“Siktir, bu ne? Hayalet mi?” Cevap alamadı.
“Kurulum tamamlandı. Diablo dünyasına giriliyor... 3... 2... 1... giriş yap!”
Yıldız Geçidi dizisindeki geçitten geçen karakterler gibi, Fei’nin başı döndü ve vücudundan gizemli, tuhaf bir dalga geçti.
【Akıncı Kampı】
Fei, Diablo oyununda yeni oyuncuların doğduğu yer olan 【Akıncı Kampı】’nda bir zombi gibi dikiliyordu. Zihni bomboştu.
Son 5 dakikadır burada dikiliyordu.
5 dakika önce, zihnindeki sesin 3 saniyelik geri sayımından sonra görüşü bulanmış ve kendini burada bulmuştu.
Burası gerçek bir Diablo dünyasıydı.
Mükemmel ve canlı bir dünya.
Fei’nin 5 dakika sonunda vardığı sonuç buydu.
Gökyüzü karanlıktı ve yağmur yağıyordu. Yerin her yerinde bilinmeyen koyu yeşil bir kara yosunu büyümüştü. Daha uzakta koyu bir toprak görünüyordu. Kamp boştu.
“Gıt gıt gıdak,” sadece birkaç aç tavuk yağmurda yiyecek arıyordu.
Soğuk bir esinti Fei’nin üzerinden geçti ve soğuktan titredi.
Vücudundaki her sinirden gelen canlı his, ona burasının gerçek olduğunu; katı, 2D bilgisayarlı bir ekran değil, gerçek bir dünya olduğunu hatırlatıyordu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!