Bölüm 1: Kâbus Başlıyor

event 30 Ekim 2025
visibility 189 okuma
translate Çevirmen: Raban
person_add Ekleyen: JanDark

Çevirisini bizimle paylaştığı için Raban’a teşekkür ederiz. Okuyucular olarak, güzel yorumlar yazarak çevirmene destek olmayı unutmayın.

Çelimsiz genç bir adam, polis karakolunun karşısındaki paslı bir bankta oturuyordu. Soluk tenli ve göz altları morarmış narin gencin elinde bir bardak kahve vardı — öyle ucuz, sentetik kahvelerden ya da kendisi gibi sokak serserilerinin içebileceği türden bir şey değildi bu. Kahve çekirdeklerinden öğütülerek yapılmış gerçek bir kahveydi, en basit tabiriyle lüks bir zengin içeceğiydi işte. Ama Sunny bu kahve için biriktirdiği tüm parayı harcamıştı. Yine de umursamıyordu, bugün kendini şımartmak istiyordu.

Ne de olsa ölmek üzereydi.

Lüks içeceğinin sıcaklığını ellerinde hissederek bardağını kaldırdı ve zengin kokusunu içine çekti. Sonra çekinerek küçük bir yudum aldı… ve hemen yüzü buruştu.

“Ah! Çok acıymış!”

Kahveye öfkeyle bakan Sunny, iç çekip kendini biraz daha içmeye zorladı. Tadı berbat da olsa, parasının karşılığını almaya kararlıydı — artık tadı umurunda değildi.

“Keşke şu gerçek etten alsaydım. Kahvenin bu kadar iğrenç olmasını beklemiyordum. Neyse… en azından uyanık tutar.”

Uykulu gözlerle uzaklara daldı, sonra kendine bir tokat atarak ayılmaya çalıştı.

“Tsk. Resmen soygun!”

Başını iki yana sallayarak ve söylenerek kahvesini bitirdi ve ayağa kalktı. Şehrin bu tarafında yaşayan zenginler, işe yetişme telaşıyla parkın yanından hızla geçiyorlardı. Sunny’e tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Paçavraya dönmüş giysileri, uykusuzluktan çökmüş bedeni ve solgun teniyle buraya ait görünmüyordu. Ayrıca, herkes neden bu kadar da uzundu! Onlara hafif bir kıskançlıkla bakarak boş bardağını çöpe fırlattı.

“Demek günde üç öğün yemek insanı böyle uzatıyor ha.”

Bardak, çöp kutusunun kenarına çarpıp epey uzak bir yere düştü. Sunny bıkkınlıkla, iç çekip gidip bardağı aldı ve dikkatlice çöpe attı. Ardından yüzünde bir sırıtışla karşıdan karşıya geçti ve karakola girdi.

Kapıda bekleyen, yorgun polis memuru ona kısa bir bakış attı ve yüzünü buruşturdu.

“Kayıp mı oldun, çocuk?”

Sunny merakla etrafa bakıyordu, duvarlarda güçlendirilmiş zırh plakalar, tavanda pek de iyi gizlenmemiş otomatik taretler vardı. Memur da sert görünüyordu ve p*çin tekine benziyordu. En azından karakollar her yerde aynıydı diye düşündü.

“Hey! Kime diyorum!”

Sunny boğazını temizledi.

“Ah, hayır kaybolmadım.”

Sonra kafasının arkasını kaşıyıp devam etti:

“Üçüncü Özel Yönetmelik gereğince, Kabus Büyüsü taşıyıcısı olarak teslim olmaya geldim.”

Gergin memurun ifadesi bir anda daha da gerildi. Genç adamı dikkatle bir kez daha süzdü.

“Enfekte olduğuna emin misin? Belirtiler ne zamandan beri var?”

Sunny omuz silkti.

“Bir haftadır falan?”

Memurun beti benzi atmıştı.

“S*ktir!”

Sonra aceleyle terminalindeki bir düğmeye bastı ve bağırdı:

“Dikkat! Lobi’de Siyah Kod! Tekrar ediyorum, SİYAH KOD!”

 

***

 

Dünyada, bundan birkaç on yıl önce bir salgın ortaya çıktı. O sıralarda, küresel çapta ardı ardına yıkıcı doğal afetler yaşanmış ve ardından büyük kaynak savaşları çıkmıştı her şey yeni yeni toparlanmaya başlarken Kabus Büyüsü olarak bilinen yeni bir felaket dünyayı etkisi altına aldı.

Başta, milyonlarca insanın sürekli yorgunluktan ve uykusuzluktan şikayet etmesine yol açan bu yeni salgının ortaya çıkması basında kendine pek yer bulmamıştı. Ancak enfekte olan insanlar günlerce uyanamadıkları derin bir uykuya dalmaya başladığında, ülkeler paniğe kapıldı. Elbette artık çok geçti — zaten erken fark edilse bile bir şey değişmezdi.

İnsanlar uykusunda ölmeye başladığında ve bedenleri birer canavara dönüştüğünde hiç kimse, hiç bir hükümet buna hazır değildi. Kabus Yaratıkları, gezegen üzerinde karşılarına çıkan tüm orduları kısa sürede alt edip dünyayı tam bir kaosa sürüklemişlerdi.

Kimse Büyü’nün ne olduğunu, hangi güçlere sahip olduğunu ya da ona nasıl karşı koyulacağını bilmiyordu.

Sonunda, Büyü’nün ilk denemelerinden sağ çıkmayı başaranlar — yani Uyanmışlar — bu yıkıma son verdi. Rüyalarındaki Kabuslardan edindikleri mucizevi güçlerle dünyadaki düzeni yeniden sağladılar ve bir nebze de olsa istikrar getirdiler.

Elbette, bu Büyü’nün getirdiği felaketlerden sadece ilkiydi. Ama Sunny için bunların hiçbiri önemi yoktu — birkaç gün öncesine kadar, uyanık kalmakta zorlanmaya başlayana kadar.

Ortalama biri için, Büyü tarafından seçilmek demek hem risk hem de fırsat demekti. Çocuklara okullarda hayatta kalma ve dövüş teknikleri öğretiliyordu, olur da enfekte olurlarsa diye. Varlıklı aileler özel eğitmenler tutar, çocuklarına türlü dövüş sanatları öğretirdi. Uyanmışların soyundan gelenlere ise güçlü Miraslar kalırdı, ilk kez Rüya Diyarına adım attıklarında bu Hatıraları ve Yankıları kullanabilirlerdi.

Ailen ne kadar zenginse, hayatta kalıp Uyanmış olma şansın o kadar yüksekti.

Ama hiç kimsesi olmayan, zamanının çoğunu yemek artığı aramakla geçiren Sunny için, Büyü tarafından seçilmek demek bir fırsat değil, ölüm demekti.

 

***

 

Birkaç dakika sonra Sunny ağzını ayırarak esniyor, birkaç polis ise onu aceleyle bağlamaya çalışıyordu. Kısa süre içinde işkence aletiyle yatak karşımı garip bir sandalyeye bağlanmıştı. Karakolun bodrumunda kalın zırhlı duvarlarla çevrili ve kasa benzeri sağlam kapısı olan bir odadaydılar, duvarların kenarında ellerinde otomatik tüfeklerle bekleyen memurlar vardı. Yüzlerindeki kasvetli ifadeler çok belirgindi.

Sunny şuan da kimseye aldırmıyordu. Aklında tek bir düşünce vardı, uyumak.

Sonunda, odanın kalın kapısı açıldı ve gri saçlı bir polis içeri girdi. Sert yüzlü ve sert bakışlıydı, gözlerine bakınca pek çok tehlikeyle karşılaşmış biri olduğu anlaşılıyordu. Bağlama aparatlarını kontrol etti, ardından hızla kol saatine göz attı ve Sunny'ye döndü.

“Adın ne, evlat?”

Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, kendini gelmeye çalıştı, sonra rahatsız bir biçimde kımıldadı.

“Güneşsiz,” dedi.

Yaşlı polis kaşlarını kaldırdı.

“Güneşsiz mi? Garip bir isimmiş.”

Sunny omuz silkmek istedi ama kıpırdayamadı.

“Garip ama en azından bir ismim var. Geldiğim yerde, adı bile olmayan insanlar var.”

Bir kez daha esnedi… sonra devam etti.

“Güneş tutulması sırasında doğmuşum. Annemin şairane bir ruhu vardı, anlatabiliyor muyum?”

Bu yüzden böyle tuhaf bir isme sahipti. Kız kardeşinin adı da Rain'di — yani Yağmur… tabii bu uzun zaman önceydi. Annesi gerçekten de bahsettiği gibi şairane ruhlu birisi miydi yoksa isim aramaya mı üşenmişti, bilmiyordu.

Yaşlı polis homurdandı.

“Ailene haber vermemi ister misin?”

Sunny başını iki yana sallamaya çalışıyordu.

“Boşuna zahmet etme. Kimsem yok.”

Polisin yüzünde bir anlığına, kasvetli bir ifade belirdi. Sonra hemen ciddileşti.

“Pekala, Güneşsiz. Ne kadar süre uyanık kalabilirsin?”

“Şey… çok değil.”

Polis iç çekti.

“O zaman prosedürler için zamanımız yok. Elinden geldiğince diren ve beni dikkatlice dinle, tamam mı?”

Cevap beklemeden devam etti:

“Kabus Büyüsü hakkında ne kadar şey biliyorsun?”

Sunny şaşkın bir bakış attı.

“Büyü’yü herkes bilir. Yani, ben de herkes kadar biliyorum.”

“Televizyon dizilerinden ya da çizgi roman gibi saçmalıklardan bahsetmiyorum. Gerçekten, ne bildiğini soruyorum?”

Bu soruya cevap vermek zordu.

“Rüya Diyarı’na giriyorsun, birkaç canavar öldürüp İlk Kabus’unu tamamlıyorsun, sonra büyülü güçler kazanıyorsun ve bir Uyanmış oluyorsun… değil mi?”

Yaşlı polis onaylamaz bir şekilde başını salladı.

“İyi dinle. Uykuya daldığında, İlk Kabus’un başlayacak. Kabuslar, Büyü tarafından oluşturulan denemelerdir. İçeride elbette canavarlarla karşılaşacaksın ama insanlar da olacak. Şunu unutma, hiç biri gerçek değil. Yalnızca seni sınamak için yaratılmış birer yanılsama.”

“Nereden biliyorsun?”

Polis ona öyle bir baktı ki, Sunny istemsizce duraksadı.

“Yani… kimse Büyü’nün ne olduğunu ya da nasıl çalıştığını tam olarak bilmiyor, değil mi? Sen nereden biliyorsun gerçek olup olmadıklarını?”

“Evlat, belki de onları öldürmen gerekebilir. Bu yüzden kendine bir iyilik yap ve sadece birer illüzyon olduklarını düşün.”

“Ah.”

Yaşlı polis bir an bekledi, sonra devam etti.

“İlk Kabus’la ilgili herşey büyük oranda şansına bağlı. Genelde aşırı zor olmaz. Karşılaşacağın koşullar, kullanabileceğin imkanlar ve yenmen gereken yaratıklar, hepsi en azından mevcut yeteneklerinle başa çıkabileceğin bir düzeyde olur. Senin durumun da… eh, biraz dezavantajlısın ama unutma bu bir sınav, seni öldürmeye yönelik bir infaz değil. Ayrıca kenar mahalle çocukları dayanıklıdır. Kendini bırakma.”

“Hı-hı.”

Sunny’nin göz kapakları kapanıyordu, konuşmaları takip etmek giderek zorlaşıyordu.

“Az önce bahsettiğin o ‘büyülü güçlere’ gelirsek, eğer Kabus’tan sağ çıkarsan gerçekten de kazanabilirsin . Bu güçlerin ne olacağı, doğal yönelimine ve orada yaptıklarına bağlı. Ama bazılarını daha en baştan kullanabileceksin…”

Polisin sesi uzaklardan geliyor gibiydi. Sunny artık gözlerini tutamıyordu.

“Unutma, Kabus’un içine girer girmez ilk yapacağın şey, Niteliklerini ve Yönelimini kontrol etmek olsun. Eğer dövüş odaklı bir Yönelim alırsan — Kılıç Ustalığı ya da Okçuluk gibi — işin kolaylaşır. Bunun yanında fiziksel bir Niteliğin de olursa çok daha iyi olur. Dövüş Yönelimleri en yaygın olanlardır, yani ihtimal yüksek.”

Zırhlı oda giderek kararıyordu.

“Şanssızsan ve Yönelimin dövüşle alakalı değilse, umutsuzluğa kapılma. Büyücülük ya da Destek Yönelimleri de işe yarar, sadece aklını kullanman gerekir. Faydasız Yönelim yoktur. Yani, neredeyse yok. O yüzden elinden geleni yap ve hayatta kal.”

“Hayatta kalırsan, Uyanmış olma yolculuğunun yarısını tamamlamış olacaksın. Ama ölürsen… dünyamıza bir Kabus Yaratığı'nın gelmesi için bir geçit açmış olursun. Bu da benim ve arkadaşlarımın onunla yüzleşmesi gerekiyor demek. Yani… lütfen ölme, Güneşsiz.”

Artık uykusunu engelleyemeyen Sunny, polis memurunun sözlerinden biraz etkilendiğini hissetti.

“En azından… hemen ölme. En yakın Uyanmış birkaç saat içinde gelecek, o yaratıkla tek başımıza savaşamayız eğer biraz daha uzun süre dayanabilirsen gerçekten minnettar kalırız…”

‘Ne?’

Ve o son düşünceyle birlikte Sunny derin bir uykuya daldı.

Her şey karardı.

Ve karanlığın içinden tanıdık gelen bir ses yankılandı:

[Aday! Kabus Büyüsü’ne hoş geldin. İlk Sınavına hazırlan…]

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: