Bölüm 10: Minik Luo

event 28 Mayıs 2026
visibility 38 okuma
person_add Ekleyen: Shiro_TheFall

Yuel, Manastır'ın dışarı bakan bir açıklığında deri kesenin içerisinden mürekkebi içti.

Manzara gerçekten güzeldi.

En son olan o savaşın üzerinden saatler geçmişti ve bu süre içerisinde tavandaki kristallerin aydınlanma zamanı gelmişti. Onlar çevreyi aydınlatırken şu anda Luo'yu bulmaya gitmek için mükemmel zamandı ve Yuel de zaten bunun için gidecekti; sadece bundan önce kısa bir süreliğine manzaranın tadını çıkarmak istemişti.

Bu koca Manastır, Undergarden'da zor bulunan ancak harabelerde sıkça görülen bir materyalden yapılmıştı ve ne kadar eski olduğu nereden bakılırsa bakılsın belliydi. Demir yerlerde pas, çevredeki toz, tavandan sarkan sarmaşıklar, çevrede büyüyen bitkiler ve hatta en basit örneği, aşağıdaki virüs...

Yuel hâlâ virüsten ve o ortaya çıkan, tavanda olan şeyden nasıl kurtulduğunu tam olarak anlamıyordu ancak muhtemelen nedeni basitti.

Tavandaki şeyin dikkatini çekmek için bile fazla güçsüzdü.

Bu iyi mi yoksa kötü mü bilmiyordu ancak bir gün Yuel geri dönüp her ikisini de öldürmek istiyordu.

Ancak bu başka zamanaydı.

Yuel, yeterince zaman geçtiğini düşündü. Kesesini kapattı ve aşağıya doğru atladı.

Rüzgarda cüppesi havaya kalktı; kendisi ise cüppesinin altındaki bir bıçağı düştüğü uçuruma sapladı ve bu sayede düşüşünü yavaşlattı.

En sonunda bir yara almadan aşağı indi.

Yuel, elini göğsüne götürdü. Havadaki vitae'yi zincirleri görmek için kullandı.

İki zincir çıkıyordu kalbinden; bunlardan birisi ufkun da ötesine uzanıyordu. Diğeri ise çok daha yakındı ve beyaz, grotesk ağaçların olduğu ormana gidiyordu.

Yuel tabii ki de ufka gideni değil, ormana gideni takip etti.

Luo orada olmalıydı.

Ayağını her yere basışında ya beyaz, sert ve kabuklu çimenlerin kırılma sesi ya da virüslü zemindeki mantarların kırılma sesi geliyordu. İki türlü de bu sessiz günde çok ses çıkarıyordu.

Yine de muhtemelen bir şey olmayacaktı.

Undergarden'daki her canlı farklı bir rutine sahipti; ya karanlıkken ya da gündüzken avlanırlardı. Gündüzün daha kısa olması bir şey değiştirmiyordu; gündüz vardı ve gece uyuyanlar gündüzleri, gündüz uyuyanlar geceleri savunmasız oluyorlardı. Hiçbir canlı uyku olmadan yaşayamazdı; bu yüzden şu anda virüs de aktif değildi.

Şu anda buralar her zamankinden daha güvenliydi; elbette gündüzleyin de bir titan ile karşılaşması mümkündü ancak en azından virüs gibi bir baş belası ile karşılaşmayacaktı.

Beyaz, grotesk şekilde yukarı büyüyen ağaçların yanından geçerken ve yerdeki mürekkep birikintilerine basarken Yuel'in aklında tek bir şey vardı:

Luo'yu bulmak.

En sonunda başarmıştı da.

Luo, önünde yerde yatıyordu.

Gözlerindeki ışıltı her zamankinden daha soluktu, kuyruğunda ise artık yanan o eski beyaz alev yoktu.

Kafatasında bir çatlak vardı.

Ön bacaklarından birisi kana bulanmıştı.

Yuel, Luo'ya sarıldı.

Bir anlığına onun öldüğünü zannetmişti ancak Luo yaşıyordu. Güçsüz düşmüş veya yaralanmış olabilirdi ancak Yuel'i, onu kurtaran ve ona sevgi veren sahibini geride bırakacak kadar alçak değildi.

Luo hafifçe mırıldandı ve birkaç kez kuyruğunu salladı.

Yuel, eğer daha güçlü olsaydı onu taşıyarak götürürdü ancak bunu yapamazdı.

Yine de hâlâ yapabileceği bir şey vardı.

Yuel; şu anda Luo'yu bularak, onu severek ve onun yaşadığını öğrenerek mutlu olmuştu ve kişilik mirası gereğince dışarıya büyük miktarda vitae saçıldı.

Bunu kendisi alabilir veya kendisi kullanabilirdi; ancak bunun yerine Luo'nun almasını istedi.

Sonuçta vitae yaşam enerjisiydi. Bir insanın yemek yediğinde, su içtiğinde veya basitçe nefes aldığında kazandığı şey vitae'ydi. Ve şu anda Luo'nun tam olarak da buna ihtiyacı vardı.

Yuel, kendi vitae'sini de son damlasına kadar ona verdi. Bu sefer yürüyemeyecek halde olan Yuel'di; ancak Luo, Yuel'i sırtında taşıyabilecek kadar güçlüydü.

İkili, beraber geri Manastır'a gittiler. Onlar giderken gündüz geceye karıştı.

Yuel o rahat haliyle ve Luo ile mutluydu, bu yüzden kısa sürede toparlanabildi.

Manastır'a geldiklerinde Luo'nun midesi guruldadı. Yuel mutlu bir şekilde mürekkebi içti ancak Luo için... Luo için aynısını yapamazdı. Luo, mürekkep içmeyi sonuna kadar reddediyordu ve muhtemelen bu konuda haklıydı.

Yuel bir şekilde mürekkebe bağışıklıymış gibi gözüküyordu. Asla Luo'ya o mürekkebi içirmemeye kararlıydı. Özellikle Inksworn Depths'te aylar geçirmiş birisi olarak mürekkebin buradaki canlılara neler yaptığını deneyimlemişti.

Luo delirsin istemiyordu veya mürekkebe bağımlı olsun da hiç istemiyordu. Ancak şu anda bu Manastır'da yaşayan bir canlıyı bulabileceklerinden de endişeliydi.

Yuel istemeyerek sol elini tuttu. Bir eline bıçağını aldı ve serçe parmağını kesti.

Bağırdı. Acı içindeydi ve Luo'nun yanında üzücü bir surat ifadesi ile ona bakması durumu daha iyi bir hale getirmiyordu.

Vitae vermek onun yemek ihtiyacını bir nebze olsun giderebilirdi ancak yemek ihtiyacını vitae'den sağlamak pek de mantıklı bir yöntem değildi. Bu yorgun hissetmeyeceği anlamına gelirdi ancak açlık hissini bastırmazdı.

İşte tam olarak bu yüzden parmağını kesecekti.

Kanı şu anda siyah akıyordu ki her zaman böyle olup olmadığını bilmiyordu, genelde çok kanamazdı. Yine de daha önce mürekkep içen diğer canlıların kanını içip etlerini çoktan yemişti Luo ve kendisinin bir istisna olacağını hiç düşünmüyordu.

Bu şekilde düşünerek kestiği serçe parmağını ona verdi.

Kendisi bu Manastır'da ve dağlar içerisindeki mağarada kaldıkları, ilerledikleri sürece bitkilerle beslenip mürekkep içebilirdi ancak aynısı Luo için geçerli değildi.

Burada avlanmak zor olacağı için böyle zamanlarda Yuel'in fedakârlık yapması gerekecekti.

Sağ eli onun için kıymetliydi ve sağ elinden parmak kesmek aptallık olurdu; ancak sol eli feda edilebilirdi.

Serçe parmağı gitmişti ve geriye sadece dört hakkı kalmıştı.

Yuel hafifçe sırıttı. Luo'ya uzattı.

Luo ilk başta reddetse de Yuel zorladı.

Yuel için Luo kıymetliydi ve ne olursa olsun onun ölmesine izin vermeyecekti.

Bir kez Luo'yu geride bırakmıştı ve bunun nasıl hissettirdiğini çok iyi biliyordu. Berbat hissetmişti. Bunun tek bir sebebi vardı.

Kadere suç atmak saçma ve kolaydı; ancak keşke suçlu kader olsaydı.

Bunun tek sebebi Yuel'in güçsüz oluşuydu. Kendi oğlu olan Luo bile ondan daha güçlüyse o halde Luo'yu nasıl koruyacaktı? Tam tersine Luo, Yuel'i koruyan olmuştu.

Yuel içinden küfretti.

Normalde aşama atlamak için beklemek isterdi; sonuçta Alice şu anda bir aşama I olmalıydı ve onunla aynı anda aşama atlamak Yuel için daha cazipti.

Ancak burada onun için en az Alice kadar değerli bir canlı daha vardı.

Yuel, yemek işinin sonuna geldiğinde düşünerek daha fazla zaman harcamanın israf olduğunu düşündü. Ayağa kalktı; ilerlemeden önce duvarda yazan sembollerden gözlerini kaçırdı ancak bazı yazılar onun ilgisini çekti.

“Oku,”

Kitabı açtı ve duvara kazılı yazıları çevirdi. Eğer Manastır'ın derinlerine ilerleyecekse buna ihtiyacı olacaktı.

“İnananlar, keşişler ve diğerleri, PrimusLane'in öncülüğünde burayı kurdular. PrimusLane, Yuel'in inşa ettiği temeli büyütmeye başlayan ilk adım ve ilk imparator oldu. İmparatorumuzun büyüklüğü bizim umudumuzdur. Bunu okuyan tüm keşişlere onun için ######'e inanmaya devam etmesi öğütlenir. PrimusLane, kuruluşun elçisi ve bu yeni toprakların öncüsü olarak örnek almanız gerekendir.

Son olarak yeni gelenler; mührü korumanın göreviniz olduğunun her zaman farkında olun. O çiçek gitmiş olabilir, biz buradayız ve emin olmalıyız.”

Yuel, yazılanlara baktıktan sonra kendisinin de ismini aldığı İmparator Yuel'den sonra, İmparator Yuel'in kurduklarını büyüten başkaları olduğunu fark etti; PrimusLane gibi. Burada yazanlar, bir önce geldiği harabelerden daha sonra yazılmış olmalıydı.

Önceki harabelerde üzeri çizili ve okumaması gereken şeylerle karşılaşmamıştı. Sadece şu anda hatırlamakta zorlandığı o isim vardı... Şey, o zaten hatırlamak istemeyeceği bir şeydi. O ismi kitap çevirmeye çalışsa acaba o zaman da kendisine üstü karalı bir harf dizisi mi gösterirdi, merak ediyordu.

Yuel, çeviride “######”e karşılık gelen şeyin antik rünlerde nereye denk geldiğini bulmaya uğramakla uğraşabilirdi ancak bir kez antik rünleri kavramaya çalışmanın dersini almıştı. Geçmişi sorgulamak Yuel'e mantıklı bir kararmış gibi gelmiyordu.

Yuel okuduklarıyla ve daha önemlisi Luo ile beraber Manastır'ın derinliklerine yürümeye başladı.

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: