Kör eden parlak ışık geri gelirken Yuel’in karşısındaki görüntü unutulmazdı.
Ahşap salonda, sayısız çocuğun üzerinde biten ince çizgiler... veya... kökler?
Metalik, beyaz ve mavi renklerde ışıldayan ince damarlar, salonun üzerinde dans edermişçesine sallanıyor; tek tek çocuklara tutunup onları sarmalıyorlardı.
Bir anlığına yaşlı adam Yuel’in gözünde devasa bir güce sahipmiş gibi gözüktü; çocukların birçoğu baygınlaşacak gibi oldu. Ancak bunun nedeni devasa Vitae miktarı değildi, bir Aşama 4’ün huzurunda olduklarını artık algılayabilmeleriydi.
Yuel, önündeki Vitae miktarını hissetti; bu miktar karşısında yeni edindiği ve Vitae’yi algılamasını sağlayan hissi köreldi. Yeni edindiği yeteneklere erişememesi kendisini kapana kısılmış hissettirdi; devasa salon gözüne daha karanlık göründü ve bir anlığına bacağı bükülüp yere düştü.
Titriyordu, korkuyordu ve bunu fark etmemişti bile.
Yuel önündeki yaşlıya, kurucuya baktı. Eskiden tatlı görünen adam şu anda ona anlatılamayacak bir korku yaşatıyordu; ilkel bir avcının korkusunu.
Yuel açgözlü şekilde ona baktı ve imrendi. Herkes yavaşça Yuel gibi uyanış geçirirken ve kimi çocuklar bayılırken, Yuel kendisini ayağa kaldırdı.
Hâlâ titriyordu ancak artık dik duruyordu.
Bayılmayıp direnecekti, direnmeliydi. Yuel bu düşünceyle dimdik durmaya ve bayılmamaya yoğunlaşmışken, etrafındaki her çocuğun yerde olduğunu ve ayakta kalan tek kişinin kendisi olduğunu fark etti.
Devamında kendisi de yere yığıldı.
Kendisini bu sefer büyük bir karanlıkta buldu. Üst üste yer değiştirmekten sıkılmıştı ancak ani yer değişiklikleri onun peşini bırakmayacak gibiydi.
Kafasını kaldırdı; esmeyen rüzgar ve onu bekleyen koca bir sessizlik vardı.
Saf karanlığın içerisinde kızıl renkte parlayan minik küreleri görebiliyordu; bunlar onun başarılarıydı.
Babasının başarıları ise mavi renkteydi.
Şu anda kendisine bir kan mirası seçecekti. Kitap olmadan burada istediği ve kendisi için en olası, en iyi kan mirasını seçmesi epey zordu. Ancak yine de sonuçta burası kendisiydi, kendi vücuduydu. Vücudu, onun ihtiyacı olanı ve seçmesi en olası olanı hemen önüne koymuştu. Mavi renkte ışıldayan; en parlak veya en büyük değil ancak en stabil ışık, hemen önündeydi.
Yuel çevredeki diğer ışıklara da baktı; aslında aralarında iyi şeyler vardı. Ancak Kitap olmadan onları ölçmek imkansızdı ve başladığı yerden bir kez ayrılırsa, şu an önünde olan bu ışığı karanlıkta parlayan sayısız yıldız, sayısız ışık arasında kaybedebilirdi.
Bu sebeple elini hafifçe öne uzattı. Kulağına fısıltılar nüfuz ederken bu sefer kişiliğinin değil, kanının uyanışını gerçekleştirdi.
Uyandığında kendisini o salonda buldu. Kendisi gibi uyanan başka kişiler de vardı.
1 sene sonra 15 yaşına gelen çocuklar, Kitap'ı almaları için gönderileceklerdi ve uyanarak bunun ilk adımını atmışlardı. Şimdi, klanın minik çocukları bundan önce bir sınava girecek ve test edileceklerdi.
Kitap derken, elbette havada asılı kalan ve kullanan kişinin her durumunu gösteren o araçtan; o büyülü ve kökeni bilinmeyen şeyden bahsediyordu.
Undergarden’da, antik medeniyetten kalan sayısız bilinmeyen eser arasından Kitap, onların en etkileyici ve en büyük ölçeklisiydi.
Dünyadaki tüm miras kullanıcıları aynı zamanda Kitap'ı da kullanıyorlardı. Kitap'ı kullanmayan bir miras kullanıcısını hayal edemiyordu.
Herkes uyanıp ayağa kalkarken kurucu konuştu. Biraz yorgun görünüyordu.
“Hepiniz 3 kişilik gruplara ayrılacaksınız. Gruplar sarayın derinlerindeki sınav yerine götürülecek. Şimdiden sınava girecek her küçüğe başarılar dilerim.”
Bunu dedikten sonra salondan sayısız ses yükselmeye başladı; çocuklar takım kurmak için çıldırıyorlardı ve hiçbir büyük bu kaosa bir son verecek değildi. Yuel en sonunda bir iç çekip köşede yatmayı ve herkes sustuğunda sona kalanlarla bir takım kurmayı düşündü. Elbette o uyandığında herkes gitmiş de olabilirdi ancak kumar oynamak da bir eğlenceydi.
Yuel bu amaçla yavaşça yere yattı ve kıvrıldı. Tam kafasını koyup uyuyacakken bir ses duydu. Bu kaosa son vermek isteyen bir büyük yoktu ancak bir çocuk varmış gibi duruyordu.
Kızıl saçları arkasına doğru savrulan, bronz tenli ve altın gözlere sahip bir çocuktu; aslında çocuk demek zordu çünkü diğer herkesten daha iri yarı ve daha güçlü duruyordu. Vücudu onu diğer her çocuğa karşı üstünmüş gibi gösteriyordu, tıpkı bir avcı gibi. Kim baksa onun doğal bir avcı olduğunu düşünürdü.
Yuel ise ona baktığında, vücudundan dolayı ondan korkmayı diledi. Ancak Yuel daha derinleri görebildi. Yuel onun gözüne baktığında arkasından gördüğü şey boş bir hiçlik, saf bir kibir veya anlamsız bir öfke değildi. Yüce bir bilgelik veya dahi bir zeka da değildi. Arkasında gördüğü şey bir avcının egosu, hesaplamaları ve koca bir benlik duygusuydu.
Yuel onu gördüğünde ne yapacağını tahmin etti ve içinden geçirdi:
‘Dikilecek, kurucunun olduğu yüksek zemine çıkacak ve çocukları dizginleyecek...’
Kızıl saçlı çocuk dikeldi; ardından kurucunun bulunduğu yüksek zemine çıktı ve bağırdı:
“Sonraki sınavda başarısız olmak isteyenler, lütfen bağırmaya devam edin! Başarılı olmak isteyen grup, benimle sınavın yapılacağı yere yürümeye başlasın. Yolda konuşup takımları kararlaştıracağız.”
O bunu söylerken tüm çocuklar sustu; kimisi başını eğdi, kimisi imrendi. Yuel bunların hiçbiri değildi; yüzünde hafif bir sırıtış belirdi.
Aslında şu an ayağa kalkmak ve onun yanına gitmek isterdi ama... Bunu yapacak özgüveni yoktu, Yuel böyle biri değildi.
Bunun yerine Yuel, ilginç bir şey yapmaya karar verdi. Eğer bir kötü adam taklidi yaparsa, çevresindeki tüm çocuklar kahraman rolü yapmaya çalışıp Yuel’i hedef alırlar mıydı? Yuel içinden güldü ve ayağa kalktı.
“Denemekten zarar gelmez.”
Bunu dedikten sonra kızıl saçlı çocuğa doğru koştu ve eliyle ona bir yumruk attı.
Yumruğu havada yakalandı. Kızıl saçlı çocuk konuştu; yüzü bir avcının yüzü gibiydi ve gözlerindeki bakış, Yuel’i tehdit etmeye yeterdi.
“Düşman mı edinm—”
Sözünü bitiremeden Yuel, ikinci bir yumruk daha atmaya çalıştı.
Kızıl saçlı çocuk yine tutmayı denedi ancak Yuel bir kez bunu görmüştü.
Çocuğun elini havada kaptı, kafasını biraz geri çekti. Alnını o kızıl saçlı çocuğun tam kafasına tüm gücüyle çarptı.
Kızıl saçlı çocuk bir an dengesini kaybetmişken Yuel ayağıyla ona bir çelme takıp yere düşürdü. Sonra diğer ayağıyla göğsüne bastırdı. “Üstünlük taslamak çok mu kolay?” diye sordu.
Yuel, savaşmakta iyi miydi? Hayır, Yuel berbattı. Görüp görebileceğiniz en beceriksiz kişiydi ancak taklit etme konusunda tam bir uzmandı.
Bu yaptığı her hareket daha önce gördüğü hareketlerdi; babasından öğrendiği şeylerdi ve taklit etmekte uzman olmak elbette öğrenmeyi de kolaylaştırıyordu.
Kızıl saçlı çocuk sadece güledikten sonra bir eliyle Yuel’in bacağını kapmaya çalışınca Yuel bir adım geri attı. Kızıl saçlı çocuk o zaman ayağa kalktı. Burnundan gelen kanı bir eliyle sildi ve konuştu:
“Ne kadar da güçlü bir müttefik! Benimle takım olmak için kendini kanıtlamana gerek bile yok!”
Sesi salonda yankılandı çünkü herkes onları izliyordu ve kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
Kızıl saçlı çocuk sallanarak, gevşek adımlarla Yuel’in yanına yaklaştı. Yuel temkinliydi ancak o çocuk sadece bir kolunu Yuel’in omzuna attı ve arkadaşça konuşmasına devam etti:
“Benim adım Aaron, tanıştığıma memnun oldum. Senin ismin nedir?”
Yuel bir süre bakındı, sonrasında sevmediği ismini kullanmamak için basit bir tonda konuştu: “İsmimi bilmene gerek yok. Sen seslendiğinde anlayacağım.”
Bu hayatta ismini bilen tek kişi ebeveynleriyken bunun değişmesini istemiyordu. Daha önemlisi... Metsuya berbat bir isimdi.
Aaron ona bir süre bakındı, sonra bir iç çekip konuştu: “Öyle olsun isimsiz arkadaşım.”
Devamında insanlar tekrar fısıldaşmaya başlarken Aaron ona kızgın bir tonda, “Artık benim dediklerime aldanan biri de çıkmayacaktır; takımlar üç kişilik ve birine daha ihtiyacımız var. Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu. Yuel onun bu kadar zeki konuşacağını tahmin etmemişti.
Açıkçası onun hakkındaki tek düşüncesi bir avcı oluşuydu ancak... Muhtemelen avcı olmak için aynı zamanda zeki de olmak gerekiyordu. Yuel bunu zihninin bir köşesine not aldı.
Yuel konuştu: “İnsan kişiliklerini bilir misin?”
“Ezberimde değiller, zaten neden ezberleyeyim ki?..”
“O halde hepsini saymayacağım... Senin de bildiğin gibi, uyanan insanlar sadece bir kan mirası almazlar, aynı zamanda kişilik mirası da kazanırlar. Kişilik mirası kişiliğe göre verilir. Hem güçlü hem de şu anda burada bulması kolay bir kişilik mirası nedir?”
Aaron bakmakla yetindi; cevap vermeyince Yuel devam etti:
“Fark edilmemek ve anlaşılamamak. En kolay bulabileceğimiz ve en güçlü kişilik bu olacaktır. Şu an herkes varken bulamayacak olabiliriz ancak herkes gittiğinde geriye sadece fark edilememeye dayalı kişilik miraslarına sahip kişiler kalacaktır. Bu kişiler aynı zamanda sınavda bize iyi bir avantaj sağlayabilirler.”
“Anlaşılan sadece göründüğünden ibaret değilsin ha! Neyse, geri kalmayacağımdan emin olabilirsin arkadaşım.”
Aaron, Yuel’e “isimsiz” veya “o, sen” olarak hitap etmek istemiyor gibiydi...
Yuel de böyle seslenilmek istemezdi zaten.
Önce içinden, sonra da dışından tekrar etti:
“Arkadaşım...”
...
Yuel, birkaç metal sesi duyduğunu zannederek kafasını çevirdi.
Görünürde bir şey yoktu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!