İkili, uzun bir süre herkesin gitmesini bekledi.
Aaron, birçok öğrencinin gözünde aptal birisi olarak kazınmış olsa da Yuel, bunun kısa süre içerisinde değişeceğini biliyordu.
Aaron zeki biriydi; sırf kendi imajını lekeledi diye Yuel ile çatışacak birisi değildi. Bunun yerine bunu bir fırsata çevirdi.
Yuel, bir fırsat olarak görülüp görülmediğinden emin değildi, umurunda da değildi. Yuel halinden yeterince memnundu.
Zaman geçip ahşap, görkemli salon boş kaldığında geriye, kendileri dışında sadece bir kişi kalmıştı.
Bu kişi siyah saçlara sahip, sıradan görünümlü bir kızdı. Fazlasıyla sıradandı ve eğer Yuel burada spesifik olarak birini arıyor olmasaydı onu kolaylıkla gözden kaçırabilirdi.
Yuel, daha önce pek insanla tanışmamıştı ve bu yüzden bu işi Aaron’a bıraktı.
Aaron ise işi kızın kendisine bıraktı. Sınavı geçmek için birbirleriyle takım olmaları zaten gerekiyordu; sadece Aaron ile Yuel için değil, o kız için de aynısı geçerliydi. Yani beklemek yeterli olmalıydı.
“Takımınıza katılabilir miyim?”
Kızın sesi oldukça alçaktı ve eğer onun geleceğini bilmeselerdi kolaylıkla gözden kaçırırlardı ancak... Zaten bekledikleri bir şey nasıl arka plana karışıp kaybolabilirdi ki?
“Üçümüzün de başka bir seçeneği yok, sınavda bizimlesin. Adın nedir?”
Yuel, Aaron’ın fazla kaba olduğunu düşünse de bir el atmak istemedi. Bunun için fazla tembeldi.
Kız da cevap vermek için fazla sessizdi; basitçe “Alice” diyerek geçiştirdi ve arkalarına geçti. Sanki görünmemek için onları bir bariyer olarak kullanıyormuş gibiydi ki bu... Biraz tatlıydı.
Aaron laf etmedi, Yuel de ona uydu. Kesinlikle kendisi istediği için laf etmiyor değildi.
Uzun ahşap koridorda, sadece birkaç adım attıktan sonra kendilerini sınav alanında buldular. Yuel bu hâlde daha fazla zaman geçirmeyi isterdi ancak kader aynı fikirde değildi.
Sayısız sarayın bir araya, üst üste ve yan yana gelmesiyle oluşmuş, yer çekimi olmayan garip bir görüntüydü. Her tarafa çiçekler ekiliydi ve en ortasında, havada duran, güneşe benzeyen büyük bir küre vardı.
Güneşe benzeyen kürenin üzerinde çeşitli motifler ve ona bağlı sayısız damar bariz şekilde görülebiliyordu.
Yuel, bir gün kendisi de böyle görkemli bir yapıda yaşamayı hayal etti.
Sayısız çocuk bu devasa odaya gelmişti ve en sonuncuları olan Aaron, Yuel ve Alice de odaya vardığında, salona giden tüm koridorların ahşap, üzerinde sakura ağaçlarının motifleriyle süslenmiş kapıları yavaş bir esintiyle kapandı.
Yuel, arkasında bir fısıltı hissetti. Bu kurucunun sesiydi; geçenki gibi karşılamak yerine geleneksel yöntemi kullanıyordu. En azından Fısıltı Klanı'nın geleneksel yöntemini.
--
Devamında olanları göremedi, Yuel uyandı. En son geldiği o sınav odasının içerisindeydi ve sayısız çocuktan sadece belli başlı kişiler uyanmıştı. Yuel de bunlardan birisiydi.
Neden bilmiyordu ancak bir şeyler değişmiş gibi hissediyordu.
Alice ve Aaron’a baktı. İkisi de yatıyordu. Aaron artık Yuel’e eski hissiyatını vermeyordu; yine de... O ilginç biriydi ve Yuel, onun arkadaşı olmaktan memnundu.
Alice ise hem tanıdık hem de yabancı bir his veriyordu; tanıdık olan Alice değildi ancak ondan aldığı his tanıdıktı.
Yuel, bir an içinden kendisine ne olduğunu sorguladı; bu an uzun sürmedi.
Devamında Aaron da uyandı. Önce etrafına bakındı, sonra Yuel’e “Teşekkürler,” dedi. Orada her ne yaşandıysa Aaron olanların farkında gibiydi ancak Yuel değildi.
“Bir şey değil,” dedi, ne yaşandığını bilmemesine rağmen.
İkili orada durup bir süre sohbet ettiler. Sohbet sadece arkadaşça bir muhabbetti, sınav hakkında değildi. Aaron da pek sınav hakkında konuşmak istemiyormuş gibiydi.
Yeterince zaman geçtiğinde Alice de uyandı. Aaron konuşmaya dalıp gitmişken Yuel, Alice’e sordu:
“Sınav nasıldı Alice?”
Alice, bu kadar hızlı fark edilmenin alışılmadıklığıyla biraz panikledi ama aynı zamanda rahattı da; Yuel onun davranışlarına anlam veremedi. Alice “İyiydi,” dedi ve cidden, hepsi bu kadardı.
Gün bitiminde Yuel C, Aaron A, Alice ise S olarak sınıflandırılmış ve gönderilmişti.
Yuel, bu büyük başarısızlığı hem anlamlandıramamamış hem de reddetmişti; yine de babası ona kızmamış ve bunu mutlulukla karşılamış, kendisi de bunu kolayca geride bırakabilmişti. Klanı, onun için hiçbir zaman önemli olmamıştı zaten.
--
Sınavdan sadece birkaç hafta sonra, doğanın ortasındaki minik bir evde kapı çalındı. Gün doğuyordu ve kuşlar daha yeni cıvıldamaya başlarken Yuel henüz uyanamamıştı.
O hâliyle yarı baygın şekilde, pijamalarıyla kapıya yürüdü ve kapıyı açtı.
Karşısında esmer tenli ve kızıl saçlı, normalden daha uysal bakışlara sahip, kendi yaşlarında birisi vardı. Bu Aaron’du.
Yuel, kapıyı onun suratına kapatmayı düşündü ancak eğer çok ses çıkarırlarsa babası uyanabileceğinden dolayı... Bunun yerine basitçe ona uymayı seçti.
“Sabahın köründe burada ne işin var?” dedi Yuel, yarı ölü, uykulu hâliyle.
“Günün devamı bize kalacak işte, konuşmak istediğim birkaç şey vardı. Bu yüzden seni bulmam gerekti... Ve işte buradayım.”
Yuel, kendisiyle ne konuşulmak istendiği konusunda biraz meraklıydı; yine de mimikleri değişmedi. Aaron’a beklemesini söyledi ve birkaç dakika Aaron’u kapıda beklettikten sonra evinden ayrıldı.
Babası endişelenmesin diye geriye bir not da bırakmıştı; iyi bir aileye sahipti ve bundan memnundu.
Doğanın içerisinde yürüyeceklerini düşünmüştü ancak bunun yerine bir araçla karşılaştı.
Aracın içerisine bindiler, Aaron’un sürmesine gerek bile yoktu; yüzde yüz otomasyondu. Aracın içi Yuel’e onun bir son teknoloji ürünü olduğunu haykırıyordu. Her şey oldukça kaliteliydi ve Yuel, böyle bir şeyin nasıl Aaron’da olabileceği konusunda biraz afallamıştı.
“Benimle bu araç hakkında mı konuşmaya geldin?”
Araç yavaştan doğadan çıkmaya ve yüksek hızlarla ilerlemeye başlarken Aaron devam etti; yolculuğu önemsemedi. Konuşmaları ona göre daha önemliydi.
“Hayır. Aracı boş ver, bu yakın bir arkadaşımdan senin yanına en hızlı şekilde ulaşmak için ödünç aldığım bir şeydi; yani... Konumuz bu değil. Daha öncesinde konuşamadım ama fark etmediğin şeyler olduğunu bilmen gerekiyor Metsuya.”
“Benim fark etmediğim bir şeyi fark ettiysen söylemen gerekmez mi?”
“Hayır, senin fark etmemenden bahsetmiyorum ve durum bu değil... Metsuya, kadere inanır mısın?”
“Hayır... İnanmalı mıyım?”
“... Boş ver, neyse. Sen sevdiğim bir arkadaşımsın ve klandan ayrılacağımı sana söylemek istedim. Kader beni nereye sürükler bilmiyorum ancak...”
“Evet?”
“Bir gün seninle Undergarden’da dolaşmak isterim. O gün geldiğinde mükemmel manzaralar görmek ve dünyanın karmaşasından uzaklaşmak istiyorum... Evet, tek isteğim bu. Klandan ayrılıyorum ve sana yardım edemeyeceğim; bir gün kalkamayacak duruma gelirsen lütfen seni beklediğimi unutma. Geriye senin için hiç kimse kalmasa bile ben burada olacağım, bunu unutma”
Yuel ona aptalca baktı, anlamamıştı. Aaron ile ne ara bu kadar yakınlaştıklarını bilmiyordu.
Yine de... Böyle bir arkadaşa sahip olmak güzeldi. Belki de dikkatini diğer gerçeklerden uzaklaştıracak kadar güzeldi.
Aaron, Yuel’in gülümsediğini gördüğünde kıkırdadı ve geldiklerini söyledi.
İkisi teknolojik araçtan indiler.
Karşılarında koca bir şelale ve mükemmel bir manzara vardı: yaylalar, çiçekler, koca bir dağ ve dağdan yukarı yükselen güneşin görüntüsü... Kuşların ve böceklerin çıkardığı vızıltılar... Tek kelimeyle mükemmeldi.
“Konuşacağım şeyleri çoktan konuştum ama bugün yeterince zaman varsa burada biraz eğlenebiliriz ha? Ne diyorsun? Daha sayısız savaşa girmek için fazlasıyla gencim, biraz eğlensek olmaz mıydı?”
“Olabilir ancak şu anda doğada olduğumuzu unutma. Herhangi bir Dhune ile karşılaşabiliriz—”
Aaron, Yuel’i boynundan yakaladı ve koşmaya başladı. Uçurum gibi olan bir yerden aşağıya, göle doğru atladı.
Yuel sırılsıklam olmuştu ve sudan çıkmak istedi ancak ilk defa yüzdüğü için bu biraz zordu.
Yuel ne kadar sırılsıklam olsa da böyle güzel bir manzara karşısında yüzmek ve arkadaşıyla muhabbet etmek hiç de kötü değildi.
Yuel o gününü orada geçirdi.
Son huzurlu günleri olduğundan haberi yoktu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!