Zaman hızlı geçti.
Dönüşüm Klanı ile verilen savaş sonrasında, Whisperer Klanı'nın sarayı yok olmuştu. Kurucunun ölüm haberini almaları uzun sürmedi.
Yuel, ailesinin durumunu merak ediyordu; bunlar olurken evinde tek başınaydı.
Ancak ailesinin durumunu asla öğrenemedi.
Evinin kapısı tıklandığında babası olduğunu düşünerek kapıyı açtı ancak kapının arkasındaki, onu bir yetimhaneye götürmek için gelen bir devlet memurundan başkası değildi.
Götürüldüğü yetimhane, Undergarden’daki June şehrindeydi.
Bu yetimhaneden alınan çocuklar masum ailelere giderler ve savaşa hiç ayak basmazlardı. Yetimhane, çocukları asla klanlara vermezdi. Klanlar çocukları tekrar savaşa sürüklüyor diye değil; klanlara verilen çocuklar öldürülebiliyorlardı. Sonuçta yetimhanedeki Whisperer Klanı'na mensup tek çocuk Yuel değildi ve klanı yok eden klanlar, o klanın geriye bıraktığı son şey olan çocukları da yok etmek isteyebilirlerdi. Bunun önüne geçmek için çocukların klanlara gitmediğinden emin oluyorlardı.
Kendileri çok mu masumlardı? Hayır tabii ki de... 18 yaşına kadar evlat edinilmeyen çocuklar, yetimhanenin ait olduğu devletin askeri birimine gönderilirdi. Asker olarak yetiştirilirlerdi ve devlete kazandırılırlardı. Yok olan klanlardan devlet, işte böyle faydalanırdı.
Yuel, yetimhaneden sadece nefreti kazandı. Kendi klanından başka çocuklar tabii ki de vardı; ancak birçoğu gitti ve Yuel’i yalnız bıraktı.
Yuel, solgun teninden dolayı hasta muamelesi görüyordu ve geleceği kesindi. Asker olacağına ve bir aile tarafından alınmayacağına kesin gözüyle bakılıyordu.
Yuel bunları bilse dahi kaçmayı düşünmedi ve beklemeyi seçti; en azından bir yere kadar.
Bir yetimhaneden alınmadığında bir diğerine transfer olduğu sıralarda bir tanıdıkla, Alice ile karşılaştı.
Onunla tekrar karşılaştığında sadece 15 yaşındaydı.
Sevdiği hiçbir şeyin olmadığı bu hayatta, sınav sürecinde kısa süreliğine ısındığı Alice’e tekrar bağlanması elbette uzun sürmemişti.
Sadece nefreti öğrendiği yetimhanede Yuel’in tek bir ışığı olabilmişti.
Yuel, 15 yaşını doldurduğunda, yetimhanedeki diğer öğrencilerle birlikte korunaklı bir araba ve sayısız askerle beraber farklı bir yere götürüldü.
Çevrelerinde göğe uzayan sayısız ağaç, etraflarındaki aşama 3 askerler ve sayısız harabenin ortasında ilerleyen korunaklı askeri araçla yapılan bu yolculukta Yuel, modern teknolojinin Undergarden teknolojisi ile birleşiminin ilk örneklerini görmüştü.
Örneğin askerlerin zırhları, modern korunaklı zırhlara benzese de tamamen kan mirasları sayesinde yapılmıştı; sonuçta Undergarden’a yüzeyden bir şeyler getirmek imkansızdı. Araç da aynı şekildeydi; kan mirasları, yani büyüler ile yapılmış olmalıydı. Yuel sadece bir anlığına onların değerini düşünmeye çalıştı ancak o an pek uzun sürmedi. Sıfırları saymak zorlaştığında boş verdi.
Harabelerde ilerlenen uzun süreden sonra araçtan inip yayan şekilde ilerlemeye başladılar.
Uzun süreli yürüyüşün ardından karşılarında kocaman bir katedral buldular. Yarı yıkık katedralin kudreti karşısında Yuel bir anlığına donup kalmıştı.
Katedralin önünde çocukları ve askerleri, rahip kıyafetlerine sahip kişiler karşıladı. Bu antik harabeyi kullanan kişilerin olması Yuel’e bir anlığına garip gelmişti. Sonuçta... Sonuçta yüzeyde çok daha iyi ibadet yerleri yapılabilecekken bu tehlikeli harabede ne işleri vardı?
Yuel böyle düşünürken askerlerden birisi öne çıkıp konuştu:
“Kitap'ın Rahipleri, buraya size yeni kullanıcılar sunmaya geldik. Anlaşmayı hatırlayın!”
Askerin bağırışının ardından rahiplerden biri konuştu:
“O halde, bizim onlara eşlik etmemize izin verin.”
...
Askerler bir şey diyemedi ve izin verdiler. Nadir olan bir şeye benzemiyordu.
Askerler katedralin önünde bekledi; Yuel, Alice ve diğer çocuklar ise birkaç rahibin önderliğinde içeriye girdiler.
Rahipler, Yuel’in o zamana dek gördüğü en güzel kadınlara benziyorlardı. Sarı saçları vardı ve hepsi göz bandı takıyordu.
Katedralin içerisinde, üzeri örtü ile kapatılmış duvarlarla karşılaştılar. Araç içerisinde de camlar kapatılmıştı; yani muhtemelen harabelerde görmemeleri gereken şeyler vardı.
Yuel kendisini dışlanmış hissetti ve bir iç çekti.
Tüm çocuklar, birçok oturak sırasının yanından geçerek koca katedralin sonuna ulaştılar. Rahiplerden en üst rütbeli gözükeni konuştu. Elinde bir kitap vardı.
“15 yaşınıza basmanızın şerefine, artık bir Kitap kullanıcısı olabilirsiniz. Bunu sonuna kadar anlıyor ve sizi kabul ediyoruz. Bu kutsamayı kabul edin...”
Kadın, elindeki antik kitabı kürsünün üzerine koydu ve kapağını açtı; sayfalar kendi kendine dönmeye başladı. Ne kadar sayfa arasında dönerse ve kaç sayfa geçerse geçsin bitmeyecek gibiydi.
En sonunda Yuel, daha önce hiç hissetmediği bir şey hissettiğinde ağırlık altında yere yığıldı.
Vücudunun sarmalandığını hissetti ve ilk kez uyanırken gördükleri aklında canlandı. Aslında biraz benzerlerdi.
Yerden kalkmak için bir süre çabaladı ancak o ezici ve anlamlandıramadığı his altında çaresizdi.
Uyandığında çoktan katedralden çıkmış ve yetimhaneye geri dönmüştü. Anlamlandıramadığı sayısız şey olsa da, bu şekilde Kitap'ı kalıcı olarak kazanmıştı.
Basitçe “Oku,” dediğinde gerçeklik basit bir cam parçasıymış gibi çatladı ve önünde yazılar belirdi:
-<Kitaba tekrardan hoşgeldiniz, Metsuya>-
-<Kişilik: Metsuya>-
-<Kişilik Mirası: Mutluluk Zincirleri>-
-<Kişilik Mirası Açıklaması: Sevdiğin canlıların durumlarını uzaktan anlayabilirsin. Mutlu olman senin vitae'nin yenilenmesini sağlayacak, vitae üzerindeki kontrolünü artıracaktır.>-
-<Kişilik Sınırı: Seni mutlu eden şeylere çok daha kolay bağlanır ve çok daha kolay bağımlı olursun. Zincirleri seni onlara bağlayacaktır.>-
-<Kan: Serath>-
-<Kan Mirası: Fısıltı>-
-<Kan Mirası Açıklaması: Vitae'ni kullanarak fısıldamana olanak tanır.>-
-<Kan Mirası Ustalığı %01>-
-<Aşama - I>-
--<Nitelikler>--
-<yok >---
-<Monolith Sayısı: 2>-
-<Kayıtlı Monolith’ler: Jeju adası Monolith’i, sahte Ay Monolith’i>-
Nefret ettiği isim ile karşılaşmak biraz moralini bozmuştu; ondan o kadar da kaçmak istemişti oysaki ancak buna rağmen oradaydı.
Yuel, bir süre zamanını Kitap'a bakarak geçirdi. Kişilik mirasının bu olduğunu bilmiyordu. Demek ki hissettiği o şeyler ve zincir buymuş... Yuel, onu okuyana kadar Alice’e bağlandığını fark etmemişti bile.
Bir süre bunlar hakkında düşünmesi ve biraz kafa yorması gerekecekti.
--
Karanlık yetimhane günlerinde geçirdiği sayısız haftanın ardından, 15 yaşını doldurduktan birkaç ay sonra bu yetimhaneden de ayrılmasının yaklaştığını öğrendiğinde Yuel, kaçmaya karar verdi.
Yuel, Aaron’u uzun süre aradı ve düşündü ancak Aaron yoktu.
Aaron klanı en kısa sürede terk edecek kadar şanslıydı ve Yuel, delirmek için tek başına bırakılmış gibiydi.
O anda Yuel’in aklına eski bir hatıra geldi.
Sınav gününün başında o çiçek bahçesinde bulduğu notta Aaron’a daha orada yer verilmişti. Ayrıca...
Yuel, o notu düşündüğünde her şey daha mantıklı bir hal aldı.
O not, bir şekilde aklına kazınmıştı.
Karanlık koridordan bahsederken yetimhaneden bahsediyor olmalıydı ancak koridor?... Yetimhanenin en uzun koridorunu bulmalıydı.
Daha fazla karanlık derken... Inksworn Depths? O bölgenin tehlikeli olduğunu duymuştu. Bilgiler elbette garanti değildi ancak duyduklarına göre Inksworn Depths bölgesinde su bulunmazdı. Sadece devasa mürekkep nehirleri ve mürekkepten beslenen beyaz, sert kabuklara sahip grotesk ağaçlar varmış. İçilen mürekkep içen kişileri delirtir ve kendisine bağımlı hale getirirmiş. O halde, niye oraya gitmesi isteniyordu ki?
Özellikle bir şeye bağımlı olmak kendisi için bu kadar kolayken...
Yuel uzun süre düşündü ve en sonunda günler geçip diğer yetimhaneye gitme zamanı geldiğinde içinin burkulduğunu hissetti. Ve başka çaresi olmadığını anladığında harekete geçti.
Alice ile konuşup onu da yanına almayı deneyecekti ancak nottakiler aklına geldi:
“Tek başına olacak olsan bile—”
Yani tek başına kaçması gerekecekti ve sonra geri dönecekti.
Geri dönmek... Yuel... Yuel kendisinden emin değildi. Geri dönmemek ve güçlenmek, sonrasında kendi klanını yok edenlerden intikam almak da bir seçenekti ancak klanların meselelerine yabancıydı ve basitçe, mutlu bir hayat yaşamak da sıkıcıydı. Yuel’in devasa bir amacı yoktu ve hayatın onu fırlattığı, peşinde sürüklediği dalgalarla gitmek gibi bir niyeti de yoktu.
Kalbini, belki de zincirlerini takip etti.
Planını tamamladı ve yetimhaneden kaçtı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!